Kayıtlar

aşk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ferzan'ın dünyasına yolculuk...

Resim
Ferzan Özpetek şu hayatta en sevdiğim yönetmendir. Filmleriyle beni başka dünyalara alır götürür. Hep onun filmlerindeki gibi bir hayatın içinde olma isteği doğurur içimde ve onun dünyasına filmleriyle yaptığım yolculuklar beni kimi zaman hüzünlendirir, kimi zaman gülümsetir, kimi zaman da güldürür. İşte bu kez de romanıyla gittim onun dünyasına. Kendi hayatından kesitler içeren ve bir yandan da filmlerinden sahnelerin ilham kaynaklarına götüren bir roman... Bir tür otobiyografiyle karışan hikaye. İstanbul Kırmızısı...

Sevmenin günü mü olurmuş?

Resim
Oldu bitti özel günleri, bayramları, seyranları hiç sevmem... Tüm yıl yapmadığın bir şeyi o gün yapma zorunluluğu verir ya insanlara... Gıcık olurum. İşte o yüzden hep sorarım, annenin, babanın, öğretmenin, çevrenin... ve de sevmenin günü mü olurmuş? 

Var mısın? Yok musun?

Resim
Aşk cesaret ister... Var mısın, yok musun oyunu gibidir biraz... Cesursan aşkı yaşamaya "Varım" dersin ve işte o zaman sonuna kadar yaşamalısın bu cesareti... Yolda ilerlerken aniden geri dönmek gibidir varım dediğin bir aşkta yok olmak... O yüzden aşk cesaret işidir... Gidemeyeceksen sonuna kadar o yolun hiç sapmaman gereken bir yöndür... Rotayı da çizdiysen o yöne doğru o zaman sonuna kadar görmelisin her kilometresini...

Her ayrılık bir "Veda"yı hak eder...

Resim
Arkasından bakmak bile bir lütuftur bazen giden, terk eden sevgilinin... Çünkü her ayrılık bir vedayı hak eder... Sen bittiğinin farkında bile değilken bir şeylerin yola düşmüş sevgili hiç gitmez senden... Görmemişsindir gidişini... İnanmaz kalpler vedalasız ayrılıklara... O yüzden her ayrılığa bir veda gerekir... Kalplerimiz için... Ruhlarımız için... 

İmza:Kızın... & İmza: Karın...

Resim
Bir kadının hayatındaki en önemli erkekler hiç şüphesiz ilk aşkı babası ve son aşkı kocasıdır... İşte bu iki kitap ile tanıdığımız-tanımadığımız sayıları neredeyse 200'ü aşkın kadının hayatlarının baş rolündeki erkeklere yazdıkları mektuplarda buluşmuş tüm duyguları, sevgileri, aşkları, kimi zaman nefretleri, mutlulukları, sevinçleri, neşeleri kimi zaman hüzünleri, şefkatleri, minnettarlıkları ve kimi zaman da kızgınlıkları... 

Bahçemize bahar geldi... Gönüller beklemede...

Resim
Hani insanı en çok sevdikleri üzer ve kırar ya, hani yine en çok zararı kendi kendine verirsin veya en yakınındakilerden yersin ya darbeleri... İşte bahar da benim için öyle... Çiçekleriyle, böcekleriyle en sevdiğim bu mevsim, allerjilerimle beni en zorlayandır aynı zamanda...

Sevilen gidince, ölümün sessizliği söylemeye başlar hüzünlü şarkısını...

Resim
Birini sevmek, değiştiriverir herşeyi... Yüzünüze kocaman bir gülümseme yerleşir nedensiz... İçinizde kuşlar cıvıldar... Midenizde kelebekler uçuşur... Gökyüzü daha mavidir... Yanaklarınız daha bir pembe... Gözleriniz ışıldar... Yıldızlar parlar... Birini sevmek değiştiriverir herşeyi... Bir peri tozu serpilir yüreğinize... Eros dokunur kalbinize...   Dünya çok daha hızlı dönmeye başlar... Günler kovalar birbirini o yanınızdaysa eğer... Yıllar aya, aylar haftaya, haftalar güne, günler saate, saatler dakikalara, dakikalar saniyelere döner o yanınızdaysa eğer... Oysa ayrı kaldığınız anlarda çakılır kalır saatler... Gece kavuşmaz bir türlü güne... Ama beraberken her an beyaz gecelerdir... Güneş batmaz, gece doğmaz ardından... Sıcak ve aydınlıktır her an... Oysa onsuz buz keser her yan... 

Minik kalp... içime ağlıyorum...

Resim
Gözlerine baktım onun... Bana bakmıyordu... Göz göze gelemedik ama huzurluydu, her şey sıradan ve normaldi onun için... Hayatında aksi giden bir şey yoktu, canını sıkan, ne istese elde  etmişti bir şekilde... Olağandı yine bu sabah işte... Gözlerine baktım onun... Acaba yanlış görüyor olabilir miydim ben de onun duygularını? Çünkü bana bakmayan gözleri görmüyordu içime akıttığım gözyaşlarını, sorsan ona göre belki benim için de olağandı bu sabah...

Minik Kalp: Keşke beni sevsen...

Resim
Minik kalp uçmaktan yorulmuş, güzel kanatlarını dolabına kaldırmıştı. Evine kapanmış, aslında muhteşem bir elmasa benzeyen vücudundaki cam kırıklarının iyileşmesini bekliyordu. Yaraların iyileşmesini beklemek çok zordu, anılar canını acıtıyor ve kabuklarının altında bir türlü iyileşmeyen yaralarıyla kanatıyordu minik kalbi.

Sen doğmadan önce kalbime hüzün çöktü...

Resim
Çok çok uzun bir zaman olmuştu beni böylesine derinden etkileyen bir film izlemeyeli... Sen Dünyaya Gelmeden kalbime öyle derin bir hüzün yerleştirdi ki yıllar önce içimde oluşan yaranın kabuğunu kaldırdı, kanattı... 

Estrella Epcot'tan... Gökkuşağı renginde bir aşk...

Resim
Aşk aslında rengarenktir... Kimi zaman hayallerin pembesi... Kimi zaman hüznün mavisi... Ve tutkunun kırmızısı... Öfkenin siyahı... İşte 24 Şubat 1994 yılında öğrenci oylarıyla beni üçüncülüğe taşıyan şiirim... Gökkuşağı Bir renk cümbüşü içinde yaşadık aşkı... Sen biraz mavi... Ben biraz pembe... Beyaz yalanlarla bulduk toz pembe mutluluğu... Sevdik birbirimizi ateş kırmızısı aşkla... Buluşurduk seninle gökkuşağında... Ama bir gün geldi... Renkler karıştı, Renkler değişti... Mutluluk artık çok uzaktı... Gri acılarla ağladık omuz omuza... Ve simsiyah bir karanlıkta, Ayrıldık... Kalplerimizde acı... Gözlerimizde korkuyla... 1992, Ankara 

Minik kalp uçtu uçtu... Yalnız kovboyun atına kondu...

Resim
Hayat tesadüflerden ibarettir... Ve aşk tesadüfleri, tesadüfler de bizi sever...  Minik kalp tüm yaralarını sarmış, geçmişi bir daha dönmemek üzere unutmuş, hayatın doya doya yaşamaya değer olduğunu anlamış... O yüzden her anının tadını doya doya çıkarmaya çalışan ve yeniden heyecanla çarpan, hayatta sahip olduklarıyla mutlu mutlu uçan minik kalp, bir gün yanlışlıkla gitmiş yalnız bir kovboyun atına konmuş. Kovboyu hiç tanımıyormuş, kendisini yanlış anlamamasını istediği için kovboyun omzuna dokunmuş demiş ki "çok özür dilerim ben uçtum uçtum uçtum derken yoruldum, gelip buraya kondum"... Yalnızlıktan sıkılmış olacak kovboyun pek hoşuna gitmiş yanıbaşına konan bu minik kalp.

Yıldız bahçesi...

Resim
Yıllarca gizlenmiş duyguları, takma bir isimle paylaşmak...Bayan Estrella Epcot'u takdimimdir... Yıllar evvel çocukluk ve genç kızlık dönemimde tüm duygu ve düşüncelerimi şiirle dile getirirdim. Ama çocukluk işte en güzel defterleri alıp, özenle yazdığım şiirlerimi kimselere göstermez, sır gibi saklardım. O zamanlar en sevdiğim sanatçı Aydan Şener'di, üzerinde onun resminin olduğu bir defter almış ve şiirlerimi o deftere yazmaya başlamıştım. Bir gün "gizli şiir defteri"mi oturma odasındaki masanın üzerinde unutmuşum. Canım annem günlüklerimi, defterlerimi ortada da bıraksam karıştırmazdı hiç. Çoğu annede rastlanmayacak şekilde "özel hayatıma" saygısı vardı annemin. Amma ve lakin biricik dayım görüvermiş benim gizli mabedi. Anneme ısrar etmiş okuyalım diye. Annem ne kadar karşı çıksa da meraklarına yenilmişler nihayetinde ve o gizli duygular dökülmüş ortaya. Dayım tüm şiirleri benim yazdığıma inanamamış. O zamanlar 10 yaşlarımdaydım . O yaşlardaki bir ç...

Ben ona saflığın günlüğünü yazarken, o bana adiliğin kitabını okuttu...

Resim
Kim olduğu, ne zaman hayatıma girdiği ve hayatımdan nasıl gittiğinin aslında hiç önemi yok, önemli olan tek şey giderken götürdükleri... Onunla birlikte güven, inanç, aşk ve mutluluk terketti evi... Zamanla geri gelebilirler miydi? Çoktan gitmişti aşk kalpten, yokluğuna alışmış, küstüğü hayatla yalnız başına barışmıştı. Tek başına olmak, her şeyi yalnız yaşamak sadece dostlarla birarada olmak yeter olmuştu. Büyük savaşlardan çıkmış bir kalpti, o yüzden etrafına kocaman surlar örmüş, kendini sıkı sıkıya bir korumaya almıştı. Duvarları aşmaya çalışanları var gücüyle püskürtüyor, kimsenin yeniden tam da ortasına gelip kurulmasına izin vermiyordu. Ama işte savaşı kazandığınızı düşündüğünüz an garip bir rahatlığa kapılırsınız ya, hani en zayıf anıdır o savaşçıların... Tıpkı savaşı kazandıklarını düşünen ve rehavete kapılan Truvalıları bir atın içine saklanan Akhalı askerlerin en zayıf anlarında  yakalayıp yenmeleri gibi, o da minik yaralı kalbin tam kapısında beklermiş me...

Kırık kalpler... Kayıp Ruhlar...

Resim
Adem ile Havva'dan kalan aşk... O zamanlar da yalan mıydı acaba şimdilerde olduğu gibi... Yoksa bir elmayla cennetten atılmaya değer bir günah mıydı... Sahi aşk neydi, şimdi ne oldu?  Uzun zamandır soruyorum bu soruyu kendime... Benim için aşkın tüm hallerini en iyi anlatan yazı Can Dündar'ın bir sevgililer günü için yazdığı "Eğer"dir... Aşkın cevabıdır bu yazı... Eğer size biri bunları hissettiriyorsa işte o kişiye sıkı sıkı sarılın, sakın bırakmayın onu. Çünkü hava gibi su gibi yaşamsal ama çok zor bulunacak bir şeye sahipsiniz demektir.