8 Aralık 2014 Pazartesi

Ya bir gün gerçekten dünyadan gitmek zorunda kalırsak...

Yine uzun bir ara verdim... Yine bir sürü sebebim vardı... Oysa inanın beynimin içinde her an yeni cümleler kurup durdum bu süre boyunca. Keşke bir cihaz olsa. Beynimden geçenleri anında bloga yüklese. Ama ahhh nerede? İşte o nedenle yine uzun bir ara, yine biriken cümlelerle bir merhaba...



Biriktirdiklerimin hangisinden başlasam diye düşündüm durdum ama çok da zor olmadı karar vermem doğrusu. En sondan başlarsam daha iyi olur dedim. Ve işte şimdi Yıldızlararası Interstellar ile sizinleyim. Henüz gitmeyenler mutlaka gitsinler derim... Ama gitmeden önce bilmeyenler, 5.boyut, zamanda kırılma, kara delik, solucan deliği, yıldızlar, uzay, gezegenler, yer çekimi ve izafiyet üzerine bir şeyler okusun diye de tavsiye ederim. Aksi halde filmi yarıda bırakıp çıkanlar olduğunu duydum onlardan biri olabilirsiniz... 

Bana gelince ben pazar günü sabah 11 seansına giderek salonu kapattım diyebilirim. Arkadaşım Ümran ile nedense doymak bilmeyen okuma sevdamız sonucu sabah 9.30'daki Açıköğretim Sınavından 10'da çıkıp sinemanın yolunu tuttuk. Bilenler bilir Ankara'da yaşıyorum. Haftasonları sinemaya gitmeyi de pek bir seviyorum. Ama uzun zamandır gidemiyordum. Sınav çıkışı resmen hasretle koştum Next Level Cinemaximum'a... Gişede nedense bir müşteri salonların büyüklüğünü öğrenmeye çalışıyor, çoğu küçük mü diye yakınıyordu. Hayır merak ettim salonları alıp gidecek miydi de bu kadar önemliydi kaç koltuk olduğu?

Gelelim filme... Her zaman olduğu gibi size filmi anlatmayacağım sadece bana hissettirdiklerini paylaşacağım. Bilimkurgu ile duygusal bir filmi iyi bir kurguyla biraraya getiren Christopher Nolan yine bir başyapıta imza atmış desem abartmış olmam.

Hayatımızda yaşadığımız anları, geçirdiğimiz zamanı ve bunların kıymetini hiç beklenmedik şekilde anlatan Yıldızlararası'nda Matthew Mc Conaughey hiç de kötü sayılmayacak bir performans sergilerken, bence her hal ve şartta o doyumsuz, bencil, kavgacı yönümüzü ortaya seren Matt Damon harikuladeydi.  Anne Hathaway ise bana vasat geldi. Michael Caine ve Jessica Chastain ise yardımcı rollerde süperlerdi.

Filmin ilk yarısı biraz ağır gitse de ikinci yarıdaki heyecan sizleri koltuklarınıza çivilerken, içinizdeki tüm organlar hop oturup hop kalkıyorlar. Hatta öyle ki sonsuzluğun içine yapılan yolculuktaki zamansal boyutlar içinde kaybolduğunuz sırada film sona eriyor ve gerçek dünyanıza döndüğünüzde etrafınıza daha farklı bakıyorsunuz. Next Level'ın iki kulesi arasında durup gökyüzüne bakarak kendimi gerçekliğime döndürme çabam da galiba her zamanki gibi filme aşırı derece kapılıp paralel zamanları keşfetmeye çalışmamdandı, bilmiyorum.

Öte yandan, göz göre göre filmdeki gibi bir sona sürükleniyoruz sanki... Giderek yok ettiğimiz yiyecek, içecek ve kirlettiğimiz hava ve su gibi kaynaklar kalmadığında galiba yaşamın kaynağını başka dünyalarda, gezegenlerde aramaya başlayacağız. Öyle bir dünya düşününki mühendislik gözden düşmüş, çiftçilik değer kazanmış... Dünya yaşanmaz bir hale, üstelik de insanlar sayesinde gelmiş... Bu da bana bir karikatürü hatırlatıyor. İki uzaylı uzaktan dünyamıza bakıyor. Bu güzel mavi yeşil kocaman topa... Ve diyorlar ki çok parlak ve güzel uzakta ama yakına bir gitsen insan diye bir şey yaşıyor, olmayan sınırları için savaşıyorlar, farklı dillerde konuşup birbirlerini yiyorlar. Doğrusu kelime kelime yazamadım ama bu anlamda cümleler vardı karikatürde...


Hırsımız, kinimiz, öfkemiz, birbirimizi yok edecek boyutlara ulaşan yaşam çabamız... En zayıf, en kırılgan ve en onarılamaz yanlarımız. Ama öte taraftan öyle büyük bir gücümüz de var ki içimizde, işte galiba o tek kurtarıcımız... Gerçek sevgi... Ve o sevginin bizi bağladıkları...

2 yorum:

  1. Canım merhaba bloğunu izlemeye alamadım sorun veriyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba... hoşgeldiniz... ama neden sorun veriyor :(( o kadar zor ekledim ki zaten o butonu... sorunu nasıl çözebileceğimi bile bilmiyorum :'(( çözmeye çalışacağım..uyarı için çok teşekkürler

      Sil