5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kalplerin Kraliçesi Babaanne oldu... (Bölüm 9)

Diana, arkasında pek çok soru işareti bırakarak hayata veda etti. Yaşamı boyunca pek çok insanın gelir elde etmesini sağlayan bu güzel kadın, adeta tüm dünya toplumlarınca hızla tüketildi. Ne giydiği, nerede gezdiği, ne yaptığı, kiminle görüştüğü, kocasıyla ilişkisi, çocuklarıyla ilişkisi, sevgilileri, duyguları, hastalıkları hepsi ilginin odağındaydı... Ve objektifler nereye gitse hep ona çevriliyordu çünkü hayranı olan kitle onun her anına aç yaşıyordu ve işte bir tünelde o objektifler onu sevenlerinden ayırıyordu... Peki kısa adıyla Di'nin ardından neler yaşanıyordu?



Eski İngiltere Prensesi, ölümüyle "Kalplerin Kraliçesi" oldu, "Geleceğin Ana Kraliçesi" Lady Diana hakkında basın 19881'den 1997'ye kadar pek çok haber yaptı. "Parıldayan tanrıça" ile ilgili haberler okuyucunun yoğun ilgisiyle karşılandı. Böylece, "utangaç genç kız"dan, "seksi ve güzel kadın"a olan imaj yolculuğunda Diana aslında hiç yalnız kalmadı. Basın ve basın aracılığıyla giderek artan hayran kitlesi zaman zaman rahatsız edecek şekilde, ama her zaman güç vererek ona eşlik etti.

"Tüketim toplumu", hayranı olduğu bu kadını da yapmayı bildiği tek şey olduğu için belki de sonuna kadar tüketti. Onunla ilk tanıştıklarında aristokrat bir ailenin "mahçup bakılarından" etkilendikleri sade vatandaş gibi yaşayan kızıydı. Bu kız "saflığını, temizliğini" korumuş ender "İngiliz" kızlarındandı ve geleceğin veliahtını doğurmak üzere seçilen bu "şanslı" kız gerçek hayatın içinden çıkarak bir masal dünyaya yolculuğa çıkıyordu. Cam bir faytonla başlayan bu yeni "peri masalı" buna benzeyen pek çok masalla büyütülen başta genç kızlar olmak üzere tüm insanların ilgisini çekmişti. Masal kitabının sayfaları 1981'de çevrilmeye başladı. Böylece kitabım  sonuna doğru da yolculuk başlamıştı. Bu kitabı basın ve halk, birlikte yazıp, birlikte okuyorlardı. "Mutlu" ve "tekdüze" bir masal herkesin canını sıkacaktı. Böylece kitabın yazarlarından basın, yeni haberlerinde "ihanet" ve "mutsuzluğa" yer vermeye başlıyordu. Yeni veliahdın doğması bir süreliğine de olsa sorunları dibe indirirken, diğer yandan yeni annenin "psikolojik" rahatsızlığı sonucunda zayıfladığı haberleri su yüzüne çıkıyordu. "Peri kızı" artık "acı çeken zavallı kız"dı. Doğurduğu ikinci bebek, onun sorunlarını atlatmasına yardım edemiyordu. "Sessiz yardım çığlıkları" atmasına karşı "Prensi" ona sırt çeviriyor ve o da sıradan insanlar için bile büyük bir zaafa kapılıyordu. Bileklerini keserek "intihar"a kalkışan "mahçup prenses" halkın gözünde giderek zavallılaşıyor, onu bu hale getiren "kalpsiz" koca suçlanıyordu. Masumluğuyla daha ilk günden halkının kalbine taht kuran prenses ise mutluluğu çocuklarının üzerine "aşırı" düşerek bulmaya çalışıyordu. Onun bu halleri "kötü kaynana" Kraliçeyi de giderek rahatsız ediyordu. İhanetlerin itiraf edilmesiyle "masal evliliğin" üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlıyor ve sıradan evlilikleri için de sorun olan bu durum, imrenilen bu evliliğin de "sonu" oluyordu. Tüm bu gelişmeler adeta bir "pembe dizi" veya "arkası yarın" kuşağı gibi gün be gün okuyucuyla buluşuyor ve artan bir ilgiyle takip ediliyordu. Halkın ilgisi basının bu hikayeyi sürdürme isteğini kamçılıyordu. "Peri masalı" sona ermişti ama "Pembe dizi" devam ediyordu. 

1996'da saraydan ayrılan Prenses yeni bir hayata başlıyordu ve bu yeni yolculuğunda da onun "sadık takipçileri" yanında olacaklardı. Bu yolculukta Lady'e verilen yeni görev "gerçek aşkı aramak"dı. Gerçek aşkı ararken bir yandan da çocuklarıyla ilgilenmeli ve dünya için bir şeyler yapmalıydı. Bu yolculuğu ise yalnızca 1 yıl sürebildi. 1981'de cam faytonla başlayan yolculuk, 1997'de metal faytonda son buluyordu. Bu kısa süren "özgürlük" döneminde Diana pek çok malzeme yaratıyordu. Yardım çalışmalarına katılıyor, ünlülerle birlikte oluyor, yeni erkek arkadaşlar ediniyor, çocuklarıyla geziyor ve eğleniyordu. Yaptığı her hareket, giydiği her kıyafet mercek altına alınıyor ve Diana adeta tüm dünya için bir "mit" halini alıyordu. 

Bu yolculuk 1997 Ağustosunda sona erdiğinde tüm dünya "kırılan bebeği"nin ardından, henüz onunla oynamaya doyamadığı için ağlıyordu. Oysa o bebekte daha tüketilecek çok şey vardı. Henüz 36 yaşındaydı ve aradığı aşkı bulmuştu. herkes yeni bir "masal düğün" beklerken, "kabus bir ölüm"le karşılaşmıştı. Basın kendi kendine hesaplaşıyordu. Acaba bu "kırılgan oyuncağı" fazla mı zorlamışlardı? Sonunda karar verdiler ki bunu tek başına yapmamışlardı, yolculuk boyunca yanı başlarında olan okuyucular da en az onlar kadar suçluydu ve "bebeğin hayatı" kendilerine aitti. 

Niye bu kadar sevmişlerdi Diana'yı? Bu sorunun cevabı onun ölümünün ardından veriliyordu. O çok sevilmişti çünkü; o peri masalının kahramanı, mükemmel anne, aldatılan kadın, acı çeken kadın, unvana sırtını dönebilen kadın, dul, güzel ve şık kadın, yıkılmaz Krallığı sarsan kadın, halktan biri, enformasyon çağının Prensesi, Barbie bebek, mütevazi kadın, kalabalıklar içindeki yalnız kadın rollerine iyi oturmuştu. Bu hikayede halkın seveceği, ilgi göstereceği her şey vardı. Bir Prens ve Prenses, kötü kaynana Kraliçe, aşk, nefret, ihanet, bunalım, intihar, yeni doğan bebekler, çatırdayan bir evlilik, boşanma, kovalamaca, yeni sevgililer, zenginlik, şıklık, ihtişam, komplo teorileri, kaza, ölüm ve her pembe dizinin vazgeçilmesi dedikodu.

Diana'nın ölümü, isabetli bir zamana denk gelmişti. İskoçya'da bağımsızlık oylaması yapılırken, Diana'nın cenaze töreni tüm dünyada izleniyordu. Galler Prensesi ölürken, İskoçyalı köylüler diriliyordu. Cesur yürek William Wallace'ın torunları nihayet özgürlüklerine kavuşuyorlardı.

Prensesliğinden vazgeçen Diana'nın tarihle bağı yalnız Wallace'dan ibaret değildi. Diana aşkı uğruna Krallığından vazgeçen 8. Edward gibi -ki Türk basını Edward'ın atatürk ile görüştüğü bilgisini ek olarak vermiştir- yürekliydi. Sarayın münasebetsiz geleneklerini yıkan bu genç kadın, yaşarken skandal aşklarıyla anılırken, ölümüyle hep istediği gibi yardım çalışmalarıyla kendinden söz ettiriyordu. Diana'nın kara mayınlarına karşı verdiği mücadele, Angola gezisinin ardından, Bosna'ya yaptığı ziyaret ve Müslüman halka verdiği destek sevgililerinin yerini alıyordu.



Diana'nın ölümünün üzerinden tam 16 yıl geçtiğinde görüyoruz ki o hala bir şekilde ""kazandırmaya" devam ediyor. Gazetelerde seyrekleşen aralıklarla yeni komplo teorilerinin kurulmasının ardından şimdi oğlunun evliliği ve yaşasaydı nasıl görünecekti geliniyle beraber diye çeşitli fotoğrafları yayınlanmaya halen devam ediyor. 


Diana'nın ölümünün ardından ilk yıllarda çeşitli komplo teorileri üretilmeye devam etti. Diana'nın ölümünün 1. yılında "prenses Diana'yı kim öldürdü?" adlı kitabın yayınının engellendiği haberleri ile Diana'nın hayatını kaybettiği kaza bir kez daha gündeme geldi. 8 Aralık 2011'de ise gazeteler 11 Eylül saldırısını gerçekleştirdiği düşünülen Usame bin laden'in Diana'yı da öldürdüğü iddiasını manşetlere taşıdı. Buna göre Bin Laden, Diana'yı müslüman erkeklerle birlikte olduğu, müslüman kadınlara yaşadığı ahlaksız hayatla kötü örnek teşkil ettiği için öldürmeye karar vermişti. 

Diana ile ilgili diğer haberler ise, sarayın yatak odalarında yaşananlarla ilgiliydi. Yine 2001'de Diana'nın ağzından Charles'ın ondan yatakta kendisine "Sör" diye hitap etmesini istediği iddia ediliyordu. Böylece basın sarayın yatak odalarına kadar giriyordu.

Diana ile ilgili diğer haberler ise daha ölümünün ilk ayından itibaren onun anısına çıkarılan hatıra eşyalarıyla ilgiliydi. Diana'nın porselen bebekleri, porselen tabakları, fincanları, albümler, kitaplar, pullar, kartlari eski dergiler ve daha pek çok ürün tüketilmek üzere satışa sunuluyordu. 

Diana'nın mezarının bulunduğu Althorp'da ise onun anısına bir müze kuruluyor ve bu müzenin geliri de yardım derneğine bağışlanıyordu. Diana'nın mezarının fotoğrafları ise özel bir izinle çekilebiliyor ve halk "Kalplerin Kraliçesi"nin sonsuz uykusunun mekanını böylece görebiliyordu.

Hikayenin Dodi ile ilgili yönüne gelince; "Dodi mahzun prensesi bu dünyada mutlu eden tek erkek olmasının bedelini yalnızlık ve unutulmuşlukla ödedi" deniyor gazetelerde. Hürriyet Gazetesinde yer alan yazısında Ertuğrul Özkök, İngiltere'ye dönüş yolunda Dodi'nin cenazesinin Diana'dan ayrılmasını, onların son yolculuklarına ayrı çıkmalarını eleştiriyor ve Fransa'da Mitterand'ın cenazesinib başında karısının, metresinin ve metresinden olma kızının bulunmasına ses çıkarılmazken, İngiltere'de Dodi'nin apar topar bir geceyarısı, herkesten gizli gömülmesinde Kraliçesini yüzyıllardır ayakta tutan İngiltere ile 200 yıl önce Kraliçesinin başını kesen Fransa'yı kıyaslıyordu. 

Dodi ile ilgili haberlerde ise Dodi'nin babası Muhammed Al Fayed tarafından çiftin aşklarının ne büyük ve gerçek olduğunu ispatlamak adına basına verilen Dodi'nin dairesinin fotoğrafları yer alıyordu. Bu fotoğraflarda ise, Diana'nın en çok sevdiği kapak fotoğrafının onun en mutlu zamanlarını geçirdiği dairenin oturma köşesinde asıldığı, Dodi'nin çok sevdiği bir diğer fotoğrafının ise yatağının başucunda bulunduğu ve son olarak Diana'nın müstakbel kayınpederiyle tanıştığı zamanki fotoğrafının da evde yer aldığı vurgulanıyordu.

Yani masalın kahramanı, dizinin başrol kahramanı aslında hep aradığı aşka, mutluluğa kavuşmuş, hayatta yerine getirmesi gerektiğine inandığı görevlerini de yerine getirerek mesut bir şekilde yaşarken kaza bu rüyayı sona erdiriyordu...


devam edecek...

1 yorum: