12 Mayıs 2013 Pazar

Mim'le geri dönüş...

Uzun zamandır öyle hızlı geçiyor ki günler yazmak istediğim çok şey birikti... Ve işte uzun bir aradan sonra Sevgili Deeptone'un mim'iyle yeniden başlıyorum birikenleri yazmaya... 

Deep beni Asi Ruh diye yine çok süper yazılara imza atan bir blogger'ın mim'inde mim'lemiş... Kişisel soruları içeren bu mimle bugüne kadar hep düşündüğüm ve hiç düşünmediğim bazı soruların yanıtlarını aradım kendimde.


  • Eğer düğünün olsaydı nasıl olacak olurdu?
Küçüklüğümden beri en çok hayalini kurduğum şeydir. Düğün ve düğünler. Aklımda öyle çok fikir var ki düğün organizasyonlarıyla ilgili. Sadece benim düğünümde uygulamakla bitmez gibi geliyor. O yüzden olsa gerek hayalimdeki iştir düğün organizasyonu. Küçük bir kızken kabarık bir gelinliğin içinde salonun ortasındaki merdivenlerden yavaşça inerek kocaman bir balo salonunda beni bekleyen davetlilerin arasındaki nikah masasına yürümeyi hayal ederdim. Sonra nikahımın kilisedeki düzenlemeler gibi olmasını hayal etmişliğim de çoktur. Babamın kolunda, sıra sıra dizilmiş sandalyelerin arasından damada doğru yürümekti o zamanlar hayalim. Sonra da aynı salonun hemen dışında bir kokteyl hayal ederdim. Daha sonraları tüm dostlarımla yemekli bir düğünü hayal ettim. Ama işte zamanla anlıyorsun ki asıl olan düğünün nasıl olduğundan çok, o günkü mutluluğun hep devam edeceği bir evlilik yapabilmek önemli olan. Şimdilerde ise o kadar sade bir şey hayal ediyorum ki, yanımda sadece benim mutluluğuma mutlu olacak dostlarla Bodrum'da Mimoza Restoranı veya ona benzer bir ortamı olan herhangi bir yerde "Evet" demek isterim sevdiğim adama... Tabii birine ömürlük evet diyecek kadar sevebildiğimde....

  • Yolda giderken sevdiğin idole rastlasaydın ne olurdu?
Hahaha bu soruya kahkahalarla gülebilirim. Çünkü rastladığımda ne yaptığımı gayet iyi biliyorum, onları tanımıyorum. Bu kadar trajikomik bir şey olabilir mi? Olabilir. Benim öyle çok idolleştirdiğim ve hayranı olduğum biri yoktur. Küçükken daha çok futbolculara hayrandım. Mesela Türkiye'dden Rıdvan Dilmen, yabancılardan Van Basten, Baggio, Koeman, Gullit ve Rijkaard gibi... Buz patencilerine de  bayılırdım. Katarina Witt, Pasha Grishuk & Evgeny Platov, Surya Bonaly, Ekaaterina Gordeeva&Sergei Grinkov, Marina Anissina& Gwendeal Peizerat, Philippe Candeloro gibi. Bir de yüzücüler vardı hayranı olduğum. Hırvat Milos Miloseviç, Rus Aleksandr Popov gibi. Aktör, aktrist denince aklıma Kadir İnanır, Türkan Şoray ikilisi gelir, izlemeye doyamadığım ve tabii Rita Hayworth ve Marilyn Monroe, Tom Cruise ile isimlerini sayamayacağım kadar çok sanatçılar. Bir de şarkı söyleyenlere gelirsek Coşkun Demir, Erol Evgin, Yeliz, Ajda Pekkan ve diğerleri... 

İşte bu ünlülerden hepsini görmeyi elbette isterim ama ne yapacağımı da çok iyi bilirim, onları tanımam. Neden mi? Çünkü vakti zamanında TRT'de spor haberlerinde çalışırken '99 yılında İstanbul'da düzenlenen Avrupa Yüzme Şampiyonası'nın yayın ekibindeydim. Tüm heyecanım Popov ve Milosevic'i göreceğim içindi. Derken İstanbul günlerimiz geldi çattı. Havuzun hemen yanındaki ofisimde çalışırken bir baktım yüzücünün biri gelmiş gölgeli ve serin diye benim yanımda ısınma hareketleri yapıyor... "Of" dedim içimden "böyle salaklar da beni mi bulur". Ters ters baktım adama. O da Allahtan sandığım kadar odun değilmiş ki kendisinden rahatsız olduğumu anlayınca, biraz gülümseyip özür dilercesine çıktı gitti. Ama o gittiğinde böyle gökten kafama elma düşmüş gibi bir şey dank etti. Odama gelen ve az önce bakışlarımla kovmaktan beter ettiğim adam aylardır görsem onu diye dualar ettiğim Milos Milosevic'in ta kendisiydi.

Yine Şampiyonada en önemli günlerden biri yaşanıyordu Popov ilk kez havuzda olacak ve İstanbul'da ilk kulaçlarını atacaktı. Herkeste bir heyecan bir heyecan bizim gönüllü çalışanların ellerinde fotoğraf makinaları bekliyorlar Popov gelecek. O sırada da ben yabancı yayın kuruluşları için hazırladığımız röportaj alanındayım. Buraya sadece basın mensuplarını ve havuzdan çıkan yüzücüleri alıyoruz röportaj yapmaları için. Adamın biri geldi neredeyse 2 metre belli ki sporcu ama daha üstünde eşofmanları var. Yani havuzdan çımadığı belli zaten o sırada Popov'un yarışının ilk grubu yüzüyor o ise 2. grupta. Adam ısrarla ilk yarışın sonuçlarını bakmak istiyor benim bulunduğum yerden. Gitmesini istediğim halde ısrarcı en sonunda "Anladık yüzücüsün sen de ama burası sana yasak git sporcu kısmından bak yarışa burası havuzdan çıkacaklar ve yabancı basın için röportaj kısmı sen basından değilsin, havuzdan çıkmadığın da ortada" diyerek ittirerek uzaklaştırdım onu. Eminim içinden bana küfürler ediyordu ama bir yandan da kuralı bildiği için sesini çıkarmadı gitti. O gidince bizim gönüllüler yanıma gelip "Elif abla ne dedin Popov'a" demezler mi :) Neyse ki bu yaz Rıdvan'la birlikte Bodrum Moon Beach'de birlikte güneşlendiğimizde onu tanımamak gibi bir gaflet içine girmedim ama onu tatilde rahatsız etmek istemediğim için de gidip yanına fotoğraf çektiremedim. Anlayışlı hayranımdır ben.
  • Bir dizi karakteri olsan hangisi olmak isterdin?
      Günümüzdeki dizileri hiç sevmiyorum, uzadıkça uzayan ve uzadıkça saçmalayan dizilerin hiçbirindeki karakterlerden biri olmak istemem. Ama eski bir Aydan Şener hayranı olduğum düşünüldüğünde onun eski dizilerinin Çalıkuşu, İki Kızkardeş, Yol Palas Cinayeti, Gül ve Diken, Samanyolu, Küçük Ağa, Yeniden Doğmak, Utanç Yılları, Fatih-Harbiye gibi klasik dizilerinde onun oynadığı rolleri oynamak isterdim. 
  • Hayatın bir senaryo olsaydı ve senaristi sen olsaydın nasıl bir senaryo yazardın?
          Ben hayatımızın bir senaryo olduğuna inanıyorum. Ve onu biz yazıyoruz yaşadığımız anlar ve yaptığımız seçimlerle... Kimi zaman da başkaları alıyor elimizdeki kalemi ve onların yazdıklarını oynamak zorunda kalıyoruz. Aslında hep sonu iyi, güzel ve mutlu biten senaryolar yazmak istesek de işte ne yazık ki her zaman istediğimiz gibi olmuyor senaryo... Bir de daha büyük bir yazara da inanıyorum adı kimileri için Tanrı kimileri için Allah olan ve onun yazdığı senaryoya da hayat ve kader diyorum...


  • Hep yaşamayı merak ettiğin, bir gün bu duyguyu tatmalıyım dediğin bir olay var mı?
      Kesinlikle biliyorum işte bu sorunun cevabını; kuzey ışıklarını görmek, Rio de Janeiro'ya Kutsal İsa Heykelinin olduğu o tepeden bakmak, balıklarla yüzmek, yamaç paraşütü ve balonlarla uçarak dünyaya taaa yukarılardan bakmak...
  • Eğer olanaklarını gözönünde bulundurmadan, hiçbir şeyi düşünmeden istediğin mesleği seçecek olsaydın bu ne olurdu?
          Kesinlikle arkeolog olurdum, tarihi kazıp kazıp gün ışığına çıkarırdım. Ya da balerin... Çok alakasız iki uca gittim belki ama ikisinde de parmaklarımın ucunda hayatımı kazanırdım...

  • Farklı bir bedende dünyaya gelecek olsaydın, kimin görünüşünde olmak isterdin?
      Yabancılardan aklıma gelen ilk isim Marilyn Monroe, sonra Rita Hayworth... Türklerden ise Ajda Pekkan ilk aklıma gelen isim ama o bile kendi bedeninde durmamış, sonra da Türkan Şoray veya Aydan Şener.


  • Hayallerine konuk ettiğin prens/prenses nasıl birisi?
          Bu sorunun cevabı bende o kadar basit ve net ki : Benim gibi birisi.
  • Giyim tarzın.
          Çalışma hayatımda, etek, bluz, elbise, ceket, topuklu ayakkabı, yani klasik... Haftasonları ise kot, t-shirt, eşofman, spor ayakkabı yani spor...


  • Seni en etkileyen dizi veya film sahnesi?
          Soruyu okuduğumda aklıma ilk gelen sahnenin beni en çok etkilediğini düşünecek olursak Schindler'in listesindeki Kırmızılı Kız Çocuğu sahnesi, ikinci ise Aydan Şener'in başrolünde oynadığı Çalıkuşu'nun salıncak sahnesi (ki kendim bile şu an bu satırları yazarken ne alaka diyorum :) ), üçüncüsü ise Sil Baştan (Eternal Sunshine of The Spotless Mind'da Jim Carrey'nin silme işleminden vazgeçip, anılarına sahip çıkmaya çalıştığı anlar), dördüncüsü de Pi'nin Yaşamında kaplanın Pi'den ayrılarak ormana gittiği sahne ve son olarak beşincisi Sen Dünyaya Gelmeden'de Saadet Işıl Aksoy'un yıkıntılar arasında hamile olduğunun göründüğü ilk sahne. Tüm bu sahneler peşpeşe canlandı zihnimde.

Bu güzel mim'e cevaplarımla uzun bir aradan sonra herkese Merhaba...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder