2 Ağustos 2014 Cumartesi

Ferzan'ın dünyasına yolculuk...

Ferzan Özpetek şu hayatta en sevdiğim yönetmendir. Filmleriyle beni başka dünyalara alır götürür. Hep onun filmlerindeki gibi bir hayatın içinde olma isteği doğurur içimde ve onun dünyasına filmleriyle yaptığım yolculuklar beni kimi zaman hüzünlendirir, kimi zaman gülümsetir, kimi zaman da güldürür. İşte bu kez de romanıyla gittim onun dünyasına. Kendi hayatından kesitler içeren ve bir yandan da filmlerinden sahnelerin ilham kaynaklarına götüren bir roman... Bir tür otobiyografiyle karışan hikaye. İstanbul Kırmızısı...



Ferzan Özpetek gerçekten de benim için uzun zamandır takip ettiğim, filmlerini kaçırmadığım, hayranı olduğum bir yönetmen ve senarist hatta öyle ki bir gün hayata veda ettiğimde o eğer hala hayattaysa ve film çekiyorsa ben onun yeni filmlerini izleyemeyecek olmanın üzütüsüyle gideceğim öte tarafa. Ne mutlu ki onunla aynı dönemde bu dünyada nefes alıyoruz... Allah ikimize de upuzun ömür versin de o film çeksin ben izleyip koleksiyonuma yeni dvd'ler katayım hatta artık o romanlar yazsın ben de onları okuyayım...


Ferzan Özpetek, bana hayatı sevdiren bir yönetmen, senarist... Onun sayesinde hayatın renklerinin farkına varıyorum her seferinde... Onun sayesinde hayatın güldüğümüz, hüzünlendiğimiz, acı çektiğimiz, güçlendiğimiz, ağladığımız nice anlardan oluştuğunun farkına vardım ve bu anların tadına vardım... Onun sayesinde hep içimde yaşadığım aşkı daha rahat ifade edebiliyorum... Onun sayesinde farkındayım artık hayatta en önemli şey aşk... Hayata, bir insana, bir hayvana hatta ve hatta bir şehre duyulan aşk yaşatıyor bizleri... Onun sayesinde tanıyorum ve artık seviyorum eşcinselleri, onların da sıradan insanlar olduklarını, hayatlarının farklı olmadığını gördüm sayesinde... Önyargılardan uzak kalabilmeyi gösterdi bana filmleri... Olmaz dediğim herşeyin mümkün olduğunu, hayattaki tesadüflerin önemini anlamamı sağladı. O kadar isterdim ki onunla yüzyüze tanışıp filmleri hakkında sohbet etmeyi...

Keşke sadece minicik bir sahnede arkadan geçen bir kız olsam derim hep onun filmlerinde... Razıyım o kadarına bile. Mesela Serseri Mayınlarda cenazenin arkasında yürüyen kalabalıktan biri olsaydım... Ya da Hamam'da yıkanan kadınlardan biri... Kemerlerinizi Bağlayın'da duraktaki ya da cafede oturanlardan, barda eğlenenlerden biri... Şahane Misafir'de seyirci,  Bir Ömür Yetmez'de yoldan geçen biri, Karşı Pencere'deki apartmandaki bir komşu,  Cahil Periler'de öylesine duran bir kişi, Kutsal Yürek'te anılarda kalan günlerden bir yüz, Harem Suare'de bir Harem kadını, Mükemmel Bir Gün'de herhangi bir komşu...

Gelelim İstanbul Kırmızısına filmleri gibi akıcı bir dille yazmış Ferzan romanı, hatta okurken filmlerinden sahneler canlandırabilirsiniz gözlerinizin önünde. Onun Betül Teyzesi Serseri Mayınlar'daki teyzenin aynısı mesela. 


Kitapta paralel hikayedeki Hamamda ise Mehmet Günsür'lü Hamam filmi canlanabilir gözünüzde. Kemerlerinizi Bağlayın'ı izlediyseniz orada bir sahne vardır nasıl gay olduğunu anlatır arkadaşına. Meğer benzer bir hikayesi varmış Ferzan'ın ilk yakalandığı anda babasına. Ama Allahtan babası onu sokak sokak dillendirmemiş filmdeki baba gibi. Dedim ya kitapta ikinci bir hikaye daha var, İtalya'dan gelen ve mimarlık yapan 2 kadın ve 2 erkeğin hikayesi... Ferzan'ın hayatının yanında yürüyen bu ikincil hikaye de sanki yeni bir filmin habercisi gibi. Keşke bu kitabın da bir filmini çekse dedirtiyor okura.

Çok detaylı anlatmam bilirsiniz filmleri, kitapları. İsterim ki yazımı okuyanlar gidip okusun veya izlesin. Ama bana ne hissettirdiğini paylaşırım hep. İşte İstanbul Kırmızısı tıpkı filmlerinde olduğu gibi beni onun dünyasına götürdü. Çocukluğunu okurken, ailelerin küçücük bir hareketlerinin hayatın üzerinde ne büyük etkileri olabileceğini gösterdi bana bir kez daha. Bunu bizzat ama tamamen başka bir konuda ve başka bir şekilde yaşamış biri olarak. Anlayışsız, kuralcı ebeveynler, kendi doğrularını çocuklarına yaşatmaya çalışan anne babalar, aldatanlar, aldatılanlar, garip akrabalar, değişik arkadaşlar, farklı hayatlar... Filmlerdeki o zenginlik romanda da var... Ve çözülmesi gereken sırlar, olaylar... Hayatın tesadüflerden ibaret olduğu, bir anda herşeyin hayatımızı değiştirebileceği var romanda da tıpkı filmlerdeki gibi.

Romanı okurken hayatımızdaki anların değeri, anlık yaşadığımızın tokat gibi yüzüme vurulduğu bir kaza sahnesiyle bir kez daha yapılacaklar listeme bakmamı sağladı. Önceliklerimizin bunlar olması gerektiğini hatırlattı bana. Hayat ertelemeye gelmiyor... Bir gün bir anda hayatımız sona erebileceği gibi bir daha aynı olamayacak şekilde değişebiliyor. Tek kalan ise sevdiklerimiz oluyor, kimi zaman yanımızda, kimi zaman kalbimizde ama daima anılarımızda... İşte o yüzden aşk hayatta en önemli şey galiba... Aşkla sevilen biri hiçbir zaman unutulmuyor... Ve hep bizimle kalıyor. Ferzan Özpetek de hep bizimle kalsın, daha uzun yıllar o güzel dünyasına seyahatler yapmamızı sağlasın, filmleriyle, romanlarıyla bizi o hayatlara götürsün... İçinde yaşadığımız hayata dışarıdan da bakmamızı sağlasın...

4 yorum:

  1. Ne güzel yazmşsın..
    dediğin gibi;
    "hayat ertelemeye gelmiyor.."

    YanıtlaSil
  2. serseri mayınlar ile cahil perileri ben de çok seviyom. müzikleri de. istanbul kırmızısını okudum. iki öykü vardı ya birinde kendisi. hoştu evet. zengin çocuğuymuş herhalde. ama kitaptaki kişileri filmlere bağlamamıştım. sen ferzanı iyi çalışmışsın :)

    YanıtlaSil
  3. çalışmam mıııı? ben ona bayılırımmmm :))
    bir de bu gözle izle bak...ve kitapla kıyasla nasıl da kuracaksın bağları :))

    YanıtlaSil