25 Mayıs 2014 Pazar

Carmen... kırmızının en şuh tonu...

Çok uzun zamandır opera veya bale izleyememiştim... Bu araya sezonun son temsiline çıkan Carmen ile nokta koymak çok isabetli bir tercih olmuş. Ne mutlu ki işyerinde çok sevgili arkadaşlarım var da bana da sordular kendileri için bilet alırlarken. Böylece ben de bu muhteşem plana dahil oldum. Hem de en ön sıradan ve hem de Ankara Devlet Opera ve Balesi, opera sahnesinde...



Georges Bizet'in bu dünyaca ünlü, muhteşem eserini uzun zamandır izleyebilmek istiyordum. Bale ile operayı buluşturan, dansı ve müziği ile coşturan, hikayesi ile hüzünlendiren Carmen'i izlemek üzere işyerinden arkadaşım Ümran ile tuttuk opera sahnesinin yolunu. Diş hekimindeki randevum sonrası biraz ağrılı , biraz uyuşuk da olsam daha temsili izlemeye başlamadan çok eğlenmeye başlamıştık bile. 

Salonun girişine büyük panolarla bu yılki temsillerin afişlerini yerleştirmiş, hatıra fotoğrafları çektirilmesi için de baş bölümlerini boş bıraktıkları türden panolardı. Biz de durmadık hemen bir fotoğraf çektirdik. Ardından da gülme krizlerine girdik. Çünkü birimiz mecbur erkek olacaktık. Ümran Yarasa'nın başrol erkeği olurken ben de kadını oldum. Ve fotoğrafı görür görmez dedik ki Ümran erkek olsaymış Elif'in de memeleri olsaymış ve saçları da kızıl olsaymış olurmuş yani... Bu sırada bizim ne çok eğlendiğimizi görünce bir anne de oğluyla fotoğraflarını çekmemizi istedi. Ben fotoğraflarını çekerken Ümran da annesiyle konuşuyordu ki verilmiş sadakamız varmış sözünü kanlı canlı yaşadık bir kez daha... Panolardan biri devrildi ve Ümran'ı sıyırdı geçti. Şükürler olsun ki saniyeler bizim lehimize işledi. Yoksa gerçekten ortalık kan revan olacaktı, öyle ağırdı panolar demir çerçeveleriyle. Başta da söylediğim gibi çok süper bir fikir, güzel bir hatıra ama daha sağlam ayaklarla yapılmaları gerekir. Çünkü bu kaza başına gelen ilk seyirciler biz değilmişiz.

Opera salonu inanılmaz güzel. Tarihi, tüm detaylarıyla büyüleyici. Muhteşem avizeleri, eski oyunlardan masklar, kostümler... Sizi o tarihi havaya anında sokuyor. Ama keşke daha da bakımlı olsa. Mesela eski ama sağpasağlam yerinde duran ahşap cam çerçevelerinin boyası, bakımı yapılsa. Duvarların boyası yenilense ama tabii orijinal renklerine o altın varaklarına sadık kalınarak. Keşke güzelleştirilse, sanatın hayatın en güzel detayı olduğu hatırlanarak. Buraları kapatmak yerine güzelleştirmeyi hedefleseler keşke. Ama hayatlarında bir kez bile opera, bale izlememiş, bunun keyfini tatmamış insanlardan nasıl beklenir bu bakış açısı ondan da hiç emin değilim. 

Hemen çok güldüğümüz bir detayı da sizlerle paylaşayım. Fazla söz gerek yok fotoğraf kendi kendine yeterince şey söylüyor aslında. Yangın musluğu bu kapının arkasında kilitli durumda... Gerektiğinde kapı kırılacak. Tam da kapının yanında bir yangın tüpü var ki o da cam kapaklı metal bir dolabın içinde... Şimdi benim aklıma bir kaç şey geldi... Allah korusun ama yangın çıkınca yağmur musluğunu alabilmek için kapıyı kırmak üzere kaç dakika gerekir acaba? Ya da yangın tüpünün durduğu camı kırıp onunla mı kapıyı kırmak gerekir? Ya da kapının anahtarı kimdedir? Peki ya kapı açık bırakılsa ne olur ki? Musluk mu çalınır bale, opera izlemeye gelen insanlar tarafından? Şaşırdım, güldüm ama bir o kadar da üzüldüm... Nedir yani bu diye? Komik mi traji-komik mi? En iyisi yansın dediler herhalde bu seyirciler yoksa buraları kapatmamıza karşı çıkanlarla uğraşmak zorunda kalacağız. 


Gelelim oyuna... Minik oyun kitapçığında arkadaşım DOB sanatçısı Barış Çark'ın da adını görünce çok sevindim. Hemen Barış'a mesaj attım "Bil bakalım en önde 7 numarada kim olacak" diye ama ne yazık ki Barış'tan gelen cevap beni üzdü. Uzun zamandır onun sahne aldığı bir temsili izlemek istediğim halde bir türlü başaramamıştım ki yine başaramadım. Arkadaşımın boğazının şişip raporlu olduğu günü bulmuşum. Ama dedi ki "çok güzel bir temsildir, keyif alacaksınız."

Böylece temsilin heyecanı sardı bizi. Daha ilk sahnesiyle büyüler Carmen insanı... Zira en ünlü aryası ile başlıyor... Habenera diye bilinen asıl adı L'amour est un oiseau rebelle olan arya ile... Sözleri etkileyici...

Aşk vahşi bir kuşa benzer
Ehlileştirmeyi deneyen
Pişman olur
Çağırman boşuna
Eğer istemiyorsa
Gelmez

Bir şey istenemez tehdit veya ricayla
Ne tatlı sözler yardım eder,ne de hışım
Kalan her şey boştur
O sussa bile
Ben iyiyim


Evet,iyi
Evet,iyi
Evet,iyi
Yalnızca cesaretli

Aşk bir çingeneye benzer
Kural tanımaz
Sen beni sevmesen bile
Ben seni severim
Ve seni seviyorum

Dikkatli ol
Sen beni sevmesen bile
Sen beni sevmesen bile
Ben seni seviyorum

Ve ben sevdim mi
Gerçekten severim
Dikkatli ol


Sen yakaladım sanarken
Kaçar gider kanatlarını çırparak
Onu boşuna ararsın
Endişelenmeyi bıraktığında


Gelir
Etrafını sarar

Yaklaşır
Kaçar
Sonra tekrar yaklaşır
Etrafını sarar
Sen onu isterken ortadan kaybolur
Ve ona sahip olduğunda



Seni yakalar

Sen de
Evet,sen
Sen
Dinle

Aşk bir çingeneye benzer
Kural tanımaz
Sen beni sevmesen bile
Ben seni severim
Ve seni seviyorum

Dikkatli ol
Sen beni sevmesen bile
Sen beni sevmesen bile
Ben seni seviyorum
Ve ben sevdim mi
Gerçekten severim
Dikkatli ol



Orkestra şefi Sunay Muratov, Carmen Ferda Yetişer, Don Jose Lorenzo Mok Arranz, Escamillo Tuncer Tercan, Micaela Tuğba Mankal... Başrollerde idi. Gerçekten iyi bir ekipti ama ne yazık ki Carmen sesi mükemmel olmasına rağmen benim hayalimdeki seksi, şuh kısacası femmefatal bir kadını oynamıyordu... Daha sonra öğrendik ki kendisi hastaymış iğneler, serumlarla çıkmış sahneye. Üstelik Don Jose ile ilk kez karşılıklı oynamışlar başrolü ve hiç provasız üstelik...

Carmen'in hikayesi malumudur herkesin... O yüzden uzun uzadıya anlatmaya gerek yoktur sanırım. Ama şunu söylemem gerekir sahnedeki Carmen'in beni büyüleyememesinin bir sebebi de kostümüydü. Diğer tüm oyuncuların kostümü müthiş iken Carmen'inki nedense daha sönük... Oysa benim için Carmen kırmızının en şuh tonudur. Ve temsillerde kostümler de en az oyunculuklar kadar büyüleyicidir. Böyle olmayınca bir şeyler eksik kalıyor. İşte bu yüzden her ne kadar İspanya'ya gitmiş olsam da oyunla hep ah keşke şöyle olsaydı Carmen diyerek izledim. Bir de gerçekten hiç anlayamadığım bir şey varsa neden Carmen Don Jose'yi terkedip Escamillo ile yaşamaya başladığında sarı bir peruk takıyordu acaba? Oyundan kopup gülmeme ve saçmaladılar dememe neden olan tek sahnedir... 

Ama ne olursa olsun, aryalarıyla, müzikleriyle, danslarıyla tanıdık melodileriyle sarıp sarmaladı Carmen beni... Uzun bir zamandan sonra yeniden o salonda olmak mutlu etti beni... Yeni sezonda daha sık gitmek dileğiyle ayrıldım salondan...


2 yorum:

  1. carmen izledim tabiii ama bu gösteriyi diil tabii deeee ilk kısım yine komiktii ve sen ne güzel hep neşelisin yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında çok hüzünlü anlarım da vardır da ben kovalarım hep onları :))

      Sil