14 Eylül 2012 Cuma

Kar'ın Başkenti...

Eylül ayının ortasına geldik bile... Sonbahar o serin yüzünü göstermeye başladı, önümüz kış...
Bir kış çocuğu olmamam rağmen kıştan, kardan, soğuktan hiç hazzetmem daha doğrusu hazzetmem sanırdım. Meğer benim kışla değil, kışı eziyetli yaşamaktan şikayetim varmış, hoşlanmadığım ise Ankara'nın sıfır altyapısı yüzünden karlı, buzlu, çamurlu yollarda işkenceye varan okula, işe ulaşım daha doğrusu ulaşamama maceralarıymış, nedense evimiz dışında bir türlü ısıtılamayan binalarda kalın kalın, üstüste giyinmekmiş beni bunaltan.. Bunu Moskova'yı ve St.Petersburg'u üstelik de karın, kışın en yoğun yaşandığı Aralık ve Ocak aylarında ziyaretimle anlamış bulunuyorum. 
Gerçekten de buzlar ülkesine dönüyor Aralık ve Ocak'ta Rusya.. Ama masalsı, rüya gibi binalarının, heykellerin, yılbaşı süslemelerinin soğuktan donacağım galiba dediğiniz anda bile büyüsüne kapılıveriyorsunuz.


Kar'ın Başkenti... Moskova...

Kızıl Meydan...

Moskova denince herkesin aklına öncelikle bir resim gelir: Kremlin sandıkları, renkli kubbeleriyle ünlü Aziz Vasili Katedrali...  Korkunç Ivan'ın kazandığı zaferler şerefine yaptırdığı bu masalsı yapıyı yakından görmenizi tavsiye ederim. Bana çocukların hayalini süsleyecek şekerden yapılmış bir hikaye ürünü gibi görünmüştür ona her baktığım an. Rengarenk kubbeleri sanki renkli bir krem şantinin şekerli, tatlı mı tatlı keklerin üstüne özenle konulmuş süslemeleri gibi gelir. Kızıl Meydana girdiğinizde hemen karşınızda yükseliverir bu ihtişamlı bina...Şekerden kuleleriyle gözünüzü alıverir. Ama içine girdiğinizde dışı kadar ihtişamlı olmadığından belki sizi biraz hayal kırıklığına uğratacaktır.


Kızıl Meydan Moskova'nın en görülesi yeri zaten sadece Aziz Vasili Katedrali ile tarihi GUM Çarşısı bir diğer bina sizi masal diyarlarına sürükleyecek. Özellikle yılbaşı dönemindeki süslemeleri ve ışıklandırılması görülmeye değer. Alışveriş merkezi dediysem şimdi her yerde mantar gibi üreyen bizim AVM'lerimizle uzaktan yakından alakası yok... İçerisinde de ayrı bir tarih ve mimari güzellik saklıyor. Alışveriş yapmak ise biraz zorlayabilir çünkü Moskova dünyanın en pahalı şehirlerinden biri ve GUM'un içindeki tüm mağazalar dünyanın 1 numaralı markalarına ait.

Meydanın benim için diğer dikkat çeken binası tarih müzesi. Koyu kırmızı bu yapının içine maalesef hiç giremedim. Ama dışarıdan bana küçükken legolarımla yapmaya çalıştığım binaları hatırlattı hep ve o değişik kırmızı tonuna hayran kaldım.

Kızıl Meydan'da Rus tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Lenin'in mozolesi de bulunuyor. Kapısında Lenin'in mumyasını görmek için upuzun bir sıra görebilirsiniz.  Ayrıca burada Kremlin Duvarı Mezarlığı da yer alıyor. Birçok tarihi ismin mezarı burada yer alıyor. Bizim için burada yatan hiç kuşkusuz en ünlü isim Yuri Gagarin... Ayrıca Alexander Bahçesinde de Meçhul Asker Anıtı bulunuyor.

Böylece Kızıl Meydan'ın hiç kuşkusuz en ünlü köşesine yani Kremlin'e bir geçiş yapıyoruz. Aslında Kremlin kocaman bir kale. Kuleleri, kilisesi ve sarayıyla şimdi pek çoğu müze olan binalarıyla muhteşem bir yapı... Kulelerin tepesindeki kırmızı yıldızların yakuttan olduğu söyleniyor. Zaten soğan şeklindeki tüm kubbeler de altından yapılmış Kızıl Meydan ve Kremlin'deki yapıların. Hangi birine bakacağınızı veya fotoğrafını çekeceğinizi şaşırıyorsunuz. Özetle ihtişamın adresi diyebiliriz buraya... Sarayın halen kullanılan kısmına geçiş yasak ama diğer yerlerini rahatlıkla gezebiliyrsunuz. Rus askerleri çok sert. Yasaklı bölgenin çizgisini bir adım aşmışım farketmeden üstüme  geldiler "NYET NYET NYET" (hayır) diye ben de onlara "Nyet ama bendeki valla iyiniyet" dedim... Çoğu turist Rusça bilmediği ve Ruslar da İngilizce konuşmadıkları için çok büyük sorun yaşamıyorsunuz bu gibi durumlarda mimikler işe yarıyor. Tabii ben biraz da onlara benzediğim için yırtıyorum krizlerden. Hatta size bir sır veriyim; Moskova'da yaşayan biricik arkadaşım Beste çok iyi Rusça bildiği için ben ağzımı kapalı tutup az uzakta beklerken tüm müze gişelerinden bize Rus vatandaşı ücreti ile yani normal ücretin yarısına bilet almıştır :) Kremlin'in o aşılmaz duvarlarının içinde 218 tonluk ağırlığıyla Çarların Çanı'nı ve en büyük toplardan birini görebilirsiniz. Bizim gibi karla mücadeleyi öğrenememiş bir memleketin insanı olarak bu koca meydana hergün yağan kara rağmen düşmeden, çamurlanmadan hatta bazen karı bile görmeden nasıl gezdiğinize de bir türlü anlam veremezsiniz, şimdiden uyarayım.

Eski Kremlin...

Herkesin dilinde az önce anlattığım Kızıl Meydan ve Kremlin Sarayı vardır. Ama bir de Moskova'nın eski merkezinde bulunan bir Kremlin var ki eşine az rastlanır bir yer... Kızıl Meydan'ın şeker kulelerinden farklı ama bir o kadar lezzetli çikolata binalarla doludur eski Kremlin. Tüm binaları ahşap olan burası eski yönetim merkeziymiş. Zamanımızın çok gerisinde kalmış, masalsı bir diyara yolculuk etmek isteyeceklerin uğramadan geçmemesi gereken bir adres Eski Kremlin... Buradaki çarşıda Rus kadınlarının kış şıklığının en önemli aksesuarı mantolar, kürkler de şehrin diğer yerlerinden daha uygun fiyata alınabiliyor. Minik bir hediyeci dükkanından da Rus porselen bebekleri ve matruşkalar ile pek çok hediyelik eşyayı bulmak mümkün.

Novodeviçye Manastırı ve Mezarlığı...







Bir Türk vatandaşı olarak Moskova'ya gittiğinizde hiç kuşkusuz ziyaret etmek isteyeceğiniz bir yer de usta şair Nazım Hikmet'in mezarıdır. Novodeviçye Manastırı'nın hemen yanıbaşındaki mezarlığın konuklarındandır üstat ve kendi gibi pek çok önemli isimle birlikte sonsuz uykusundadır bu mezarlıkta. Sessizliğiyle sizi inanılmaz bir ruh dinginliğine götüren manastır ve mezarlıkta çok fazla ziyaretçi de bulunmuyor özel günler dışında. Manastırın kapısında bekleyen bazı rehber-dilenciler (böyle tanımlamak tam doğru mu bilmiyorum ama) ellerindeki küçük rehberle sizi gitmek istediğiniz mezara götürmeyi teklif ediyorlar, Türk olduğunuzu anladıklarında ise doğrudan Nazım'a kadar eşlik ediyorlar.



Ama Nazım'ın mezarı çok da zor bulunacak türden değil. Hemen yolun köşesine denk geliyor. Benden tavsiye sadece Nazım'ın mezarını görelim demeyin. Tüm mezarlığı gezin. Her biri birbirinden güzel mezar heykelleri ve bir çok tanınmış ismin mezarı da burada.. Boris Yeltsin, Prokofiev, Çehov, Gogol..liste böyle uzayıp gider. 

Eski Arbat Sokağı... 

Yeni Arbat diye bir sokak daha doğrusu cadde de olsa eski Arbat'ın o her binasına tarih işlemiş güzelliği ile yarışamıyor. Eski Arbat tamamen bir yaya alanı bu yönüyle İstiklal Caddesi'ni anımsatıyor. Ama tabii Ruslar bizden farklı olarak tarihin ve yaşanmışlıkların değerini bilen bir toplum olarak buradaki dokuyu asla bozmamışlar. Sadece kapitalizme yenik düştükleri 2 nokta var bu caddede Hard Rock Cafe ve Mc Donald's.. Aslında bir de kebapçı var ama onu saymıyorum. 


 


Eski Arbat'ta görülmesi gereken en önemli müze ev kuşkusuz Puşkin'in evi. Zaten yürürken görmemeniz imkansız insanın içine işleyen bir mavisi var bu evin. Evi gezerken de Puşkin'i yanınızda yürüyor ve size çok sevgili karısı için girdiği düelloda nasıl hayatını kaybettiğini anlatıyor gibi hissedebilirsiniz. Evin tam karşısında Puşkin ve karısının da bir heykeli bulunuyor.



Arbat'ta bir de dilek çeşmesi var önünde durup sırtınızı dönüp para atıyorsunuz dilekleriniz gerçek oluyor.. Ben ne dilediğimi unuttuğum için gerçekleşip gerçekleşmediğini hatırlayamıyorum maalesef.
Sokağın ışıltılı vitrinlerinde bir sürü ilginç ve güzel hediyelik eşyalar arasında hiç kuşkusuz dikkatini içiçe geçmiş bebeklerden oluşan sıradışı matruşkalar çekecektir. Öyle bildiklerimiz gibi 5'li 10'lu değil bunlar bir seferinde 100'lü görmüştüm de inanamıştım. 




Bir de sokak ressamlarına rastlayacaksınız elbette. Rusların hepsi sanatla ilgililer, sanata ilgisi olmayanlar da sporcular galiba. Ama itiraf etmeliyim ki yeni nesil Ruslar benim için Amerikan Bayrağı desenli t-shirtleri ve bellerinden düşen kot pantolonlarıyla tam bir hayal kırıklığı oldular.
Otobüs şeklinde bir restoran da görmüşlüğüm var bu sokakta ama sanıyorum seyyar olduğu için her zaman denk gelinmeyebilir.

Müzeler... Galeriler...



Moskova'da neredeyse her evde bir müze veya sanat galerisi var. Ama hiç kuşkusuz görmeden geçmemeniz gereken bir iki tane müzenin ayrıcalıklı ve önemli yeri olduğunu söylemeliyim. Bunların başında Puşkin Müzesi geliyor. Tüm turistler yerli ve yabancı kapısında upuzun bir kuyruk oluşturuyor tatil günlerinde. Karşınızda İsa'nın Göğe Yükseliş Kilisesi manzarasında sıranın size gelmesini bekliyorsunuz. Biz sıraya girmeden önce Kiliseye girip şans eseri her yıl 1 kez düzenlenen Noel Ayinini de izleme fırsatı bulmuştuk.


Dışarıdaki dondurucu soğuğa rağmen Müzeye girdiğinizde içinizi bir sıcaklık kaplıyor. Nasıl kaplamasın aralarında Monet, Renoir, Van Gogh, Gaugin, Matisse ve Picasso gibi ustaların eserlerinin de yer aldığı onca resim ve heykel arasında merakla ve hızla dolaşırken... Bu arada bize ait Truva eserlerini de burada görebilirsiniz.
Moskova'nın bir diğer ünlü müzesi ise Tretyakov Sanat Galerisi'dir. Bu müzede daha çok Rus sanatçıların eserleri yer alıyor. Her biri büyüleyici resimler heykellerin arasında saatlerinizi nasıl geçirdiğinizi anlayamazsınız. Burada görmeniz gereken eserler ise Ilya Repin ve Ayvazovski'ye aittir.
Panorama Müzesinde de Rusların Fransızlarla Savaşı anlatılıyor. Sanırım Moskova Müzeleri tamamen ayrı bir yazının konusu olmalı. E bu yazıyı yazmak için de yeniden gitmeliyim Moskova'ya nedense hepsini bir anda unutuverdim şu anda :) 

Şehre Yukarıdan Bakış...

Moskova Devlet Üniversitesi MGU'nun geniş parkının hemen karşısında Serçeler Tepesi ya da Güvercin Tepesi -hangi adla adlandırdıkları hakkında netleşemedim bir türlü- bulunuyor. Şehir ayaklarınızın altında. Moskova Olimpiyatlarına evsahipliği yapan Lujniki de buradan görülebiliyor. Moskova'ya gelmişken mutlaka bir buz pateni gösterisi izleyin. Hatta bir de Spartak Moskova maçı fena olmaz bence.
Biz izleyemedik ama bir kez daha sadece Bolşoy Balesini izlemek için dahi gitmeyi çok istiyorum Moskova'ya...

Sanat Eseri Metrolar...

Moskova şehrini gezmek için metroyu kullanın. İnanılmaz hızlı işleyen bir trafiği var. Bir treni kaçırdım diye asla üzülmenize gerek yok çünkü en fazla 1 dakika içerisinde diğeri geliyor. Duraklarda hat değiştirip tüm şehri gezmeniz mümkün. Ama metrolara sadece ulaşım için inmeyin bence özel olarak zamanınızı ayırıp tüm istasyonları gezin. Heykeller, duvar kabartmaları, resimler.. Metro değil adeta müze her biri. Bir de tamamen tesadüf eseri bir durakta bulduğum köpek heykeline dokunmanın uğur getireceğine inanılıyormuş. O durağın adını maalesef hatırlayamıyorum. Bir hattan öbürüne geçiş koşuşturmacasında görmüştüm kendisini. 

Eğlencenin ve yemeğin alası...

Moskova şarkıda da söylenildiği gibi asla uyumayan bir şehir.( Dj Smash'ten Moscow Never Sleeps için : http://www.youtube.com/watch?v=KPRxoncWiSA) Gündüzleri müze gezebilir, buz pateni yapabilirsiniz, ama sakın yorulmayın. Çünkü gece hayatı çok renkli ve eğlenceli. Kadın ve erkek birlikte gidebileceğiniz cafeler, barlar, diskoların yanı sıra sadece erkeklere veya sadece kadınlara özgü eğlence mekanları da var. Bir tanesine sırf meraktan biz de gittik. Erkeklerin kabul edilmediği striptiz barda gece boyunca tüm vücutları traşlı, yağlanmış pırıl pırıl Biscolata erkekleri şov yaptılar. Kendi adıma konuşayım o kadar mükemmellik de insanı bir süre sonra sıkıyor... Şöyle kıllı tüylü, hafif göbekli Türk erkeklerini gözlerin arıyor ... Rus kadınları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, sevmediğim, bir şey hissetmediğim bir insanın bana öyle dokunmasını veya bir insana öyle dokunmayı istemeyeceğim şekilde şova katılıp epeyce de eğleniyorlardı.

Yemeğe gelince ... hmmm enfes demekten öteye bir şey gelmiyor aklıma. Öyle illa kebap yemeliyim şeklinde gezerseniz elbette kebapçılar da var ama değişik tatlara açığım derseniz tam bir lezzet macerasına çıkabilirsiniz Moskova'da... Dünya mutfaklarının en iyi örnekleri burada. Ben tam bir sushi hastasıyım ve sanırım Japonya'dan sonra en iyi sushi yiyebileceğiniz adres de Moskova... İnanılmaz lezzetli yapıyorlar, hele bir de köpek balığı çorbası içtim ki tadı hala damağımda. İtiraf etmeliyim ki; köpekbalığının sadece yüzgecini yiyebildiğimizi öğrendiğimde biraz suçluluk duydum ama o tadı tekrar damağımda hissetmeyi de isterim. Yengeç, ahtapot, karides, ıstakoz ve balık tüm deniz ürünleriniz en lezzetlilerini de yine Moskova'da tatmanız mümkün.

Bir de benim önerim Yolki-Palki adlı zincir restoranlardan birinde yemek yemenizdir. Buradaki salata bar ve borç çorbasının tadına doyamazsınız. http://www.elki-palki.ru/  Bunların yanı sıra geleneksel Rus yemekleri ile de tanışabilirsiniz bu hoş dekorasyonlu restoran zincirinde. 
Dondurmaları ve krepleri de harikadır, üstelik bizdeki sokak simitçileri gibi sokak krepçileri dahi var Moskova sokaklarında. Tadın tavsiye ederim.

Şokoladnitzada kesinlikle sıcak çikolata içmelisiniz. İşte o zaman sıcak çikolatanın gerçekten ne anlama geldiğini göreceksiniz. Erimiş çikolata demek çok doğru olur. Ahh olsa da içsem dediğim bir tattır. Maalesef Türkiye'de hiç rastlamadım öylesine.
Bir de hala adını öğrenemediğim bir tatlıları var ki leziz ötesi. Tek kusuru çok çabuk ekşimesi. Yumuşak bir hamurun içinde tatlı bir kreması var. 

İçeceklere gelince Mors diye bir meyve suları var. Tadılmalı ama bence en muhteşemi Russian Flag diye adlandırılan kokteylleri. Türkiye'ye dönünce malzemelerini alıp defalarca yaptım.  


Ama oralara gitmeden içmek isteyenler için de buyurun size Russian Flag tarifi ile Moskova notlarıma son vereyim;
Shot bardağına
1/1 grenadine
1/1 blue curaçao
1/1 vodka
koyup direkt içebilirsiniz veya onların bize sunarken yaptığı gibi en üstteki vodkayı alevlendirerek de içmeniz mümkün.
AFİYET OLSUN...










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder