5 Eylül 2012 Çarşamba

İlk nefes...


Hayat bir sürü anlardan ibaret... Kimi birbirinin tekrarı ama hepsi farklı... Her an tekrar yaşanabilir aynı an olmasa da.
Defalarca aşık olabilirsiniz mesela farklı farklı kişilere olsa da... Ya da bir çok kez düşebilirsiniz farklı yerlere olsa da...
Ama hayatta öyle anlar var ki bir tekrarı olmaz, olamaz anlar onlar... Ve öyle anlara şahit olduğunuzda hayatınızda bir kez daha yaşamanız neredeyse imkansız olan en önemli tecrübelerinden birini yaşamış oluyorsunuz.
Henüz 34 yılı geride bırakmış biri olarak geçmişe dönüp baktığımda iki elimin parmaklarını geçmeyecek sayıda sözünü ettiğim gibi anları yaşadığımı söyleyebilirim, ki ben bu konuda şanslı insanlardanım.
Ama hiç kuşkusuz bu sene yaşadığım o en özel an listemde 1 numarada uzunca bir süre yer alacak..

Bir insanın hayata geldiği ana, ilk yeğenimin ilk nefesine tanıklık...


Minik Ecemiz Balımımızı tam 9 ay 11 gün bekledik.. Hanımefendi annesinin karnındaki yerini çok sevmiş olacak ki dünyaya gelmek için hiç acele etmiyordu. Ama doktorlar pamuk prensesin daha fazla orada ikamet etmesini sağlığı için pek de uygun bulmadılar. O yüzden sevgili kardeşime suni sancı vermek suretiyle doğuma hız kazandırdılar...
Takvimler 28 Haziran 2012'yi gösterdiğinde hastane odasındaki yerini alan kardeşim, bir serumdan yavaş yavaş kendisine verilen ilaçla bebeğine kavuşmak üzere sancıların en güzelini çekmeye başladığında, ben işyerimde kalan işlerimi halledip bir an evvel hastaneye gitmenin telaşı içindeydim. Çünkü hasteneye gitmeden önce hızla eve uğrayıp Oscar'ı yedirip, gezdirip, duş alıp hazırlanmam gerekiyordu, doğuma ben girecektim.

Kardeşimle aramızda sadece 23 ay olduğu için annemiz bana abla dedirtmemiş hiç, o daha abla olmak için küçük, daha kendisi de bir bebek dediği için ne kardeşim ne de ailenin diğer üyeleri bana hiç abla, ablası vb kelimeler söylemediler. Belki de o yüzden bizi birarada görseniz hala küçük bebek, çocuk olanın ben olduğumu düşünebilirsiniz.


İşte hiç abla olarak tanımlanmamış olduğumdan belki tüm hayatımız boyunca kardeşimin bana ihtiyacı olduğu, beni yanında istediği her anında onun yanında olmak bana abla olduğumu hissettirdi ve beni onun ablası yaptı...
Ne mutlu ki bana öyle hiçbir anı da şimdiye kadar kaçırmadım. Okul mezuniyetlerinde, TRT konserlerinde, bale gösterilerinde, voleybol maçlarında, ameliyat olduğunda hep yanında oldum... Onu istemeye geldikleri günden, nişanına, bekarlığa vedasından, düğününe kadar her anında adeta bir organizatör gibi çalışarak mutlu günlerini muhteşem ve eksiksiz detaylarla süslemeye, ona güzel anılar, anlar yaratmaya çalıştım.
Ama hiç kuşkusuz normal doğum yapacağı o doğum odasında yanında olmak benim için hepsinden önemliydi çünkü o gün abla olarak girdiğim o odadan teyze olarak çıkacaktım...
Şanslıyım ki yanımda daha önce pek çok kereler o odada bulunmuş doğum fotoğrafçısı arkadaşım Şule de ( http://www.suleerdem.com/ )vardı... 



Doğum odası hayatınızda görebileceğiniz en eğlenceli odaydı. Hiç kuşkusuz bunda en önemli pay sevgili kuzenlerimiz Osman ve Sümeyye'ye aitti. Tabii Şule'nin katkısını belirtmeme hiç gerek yok. Sohbet, kakara kikiri, fotoğraf çekimi derken ve saat akşam 9'a gelirken doğuma daha vakit olduğunu söyledikleri için açlığımla başedemiyeceğimi söyleyip yakındaki avm'ye doğru Osman ile yola koyulduk. Şule aç aç fotoğraf çekemezdi, ben de jr ebelik yapamazdım. En hızlı hazırlanan ve yenilen seçenek elbette ki hamburgerdi. Hastaneye elimizde paketlerle döndüğümüzde kuzenlerim Föne ve Sümeyye haydi doğum başlıyor demezler mi? Onlara inanmayıp hamburgerden bir kaç parça ısırmam gecenin en doğru seçimi olmuş. Ama tabii şaka yapmadıklarını anladığımızda Şule ile doğum odasına yaptığımız depar ise asıl çekilmesi gereken karelerdi ...




Dr.Cemil Kaya ise doğumhaneyi eğlenceli hale getirdi. Dışarıda bizi endişe içinde bekleyen ailemize ulaşan kahkahalarımız sanırım onları o stresli anlarda biraz da olsa rahatlatmıştır. 

Benim küçük kardeşimin ise muhteşem bir anne olacağını zaten biliyordum ama normal doğum için çektiği sancılar ve doğum sırasındaki güçlü duruşuyla buna emin oldum.
Bir kaç ıkınma sonrasında saatler tam 21.40'ı gösterirken ağlayarak dünyaya geldi bebeğimiz.. İlk nefesi ile ilk ağlaması birbirine karıştığında benim ağzımdan sadece bu mucize anın şaşkınlığı ile bir haykırış çıktı. 



Bir minicik insan dünyaya gelmişti artık. Benim küçücük yeğenim. Minik Pamuk Prensesim.. Böylece daha evvel annesi için aynı şeyleri hissettiğim bu büzülmüş, yüzü gözü şiş ve viyak viyak ama güçlü ağlamasıyla ben geldim diyen prensesin, kadından olur mu bilmem ama şövalyesi olup onu o andan itibaren hep koruyup kollayacağıma dair ona ve bize onu veren tanrıya söz verdim.

Ececik doğarken ağlamıştı ama onun için bu sondu.. Teyzesi minik pamuk prensesi için tüm dünyaya karşı duracak kadar güçlü, onu herkesten en çok da kötülüklerden koruyacak kadar cesurdu... Tıpkı annesinin yanında olduğu gibi, teyzesine ne zaman ihtiyaç duyarsa teyzesi hep onun da yanında olacak, arkasında duracak ve annesi ile babasının yanında onun güveneceği en büyük destekçisi olacaktı.İşte o ilk nefes, o odada dünyaya gelen Ece Balım için ne nedenli önemli bir an ise onun hayata gelmesi anına şahit olan teyzesi için de mucizenin adıydı...Ve artık bu hayatta herşeyin yeni bir anlamı vardı, hayat bir kez daha yaşanamayacak o anla artık daha güzel ve farklıydı...




5 yorum:

  1. Etkileyici fotoğraflar ve onlara eşlik eden duygu dolu yazı..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ediyorum. etkileyici bir an'a layık olması gerekiyor yazının da fotoğrafların da...

      Sil
    2. tabii yeterince anlatabildiysem ne mutlu bana..

      Sil