12 Temmuz 2014 Cumartesi

Nasıl evde kaldım...

Yine upuzun bir ay geçmiş çok sevdiğim bloguma uğramayalı. Son bir ayı nasıl yaşadım ben de anlamadım. İş, koşturmaca ve sıcaktan bayılmış bünyemin kendisini attığı uykunun kollarında geçip gitti günler... Geride kalan bir ayda okumayı başardığım tek kitap var... O da "Kocan Kadar Konuş"... Ne kadar güldüm okurken... Sanki işte hayatınız gibi bir romandı benim için. Tüm Türk kızlarının omuzlarına yüklenen "Sinek kadar kocan olsun ama başında bulunsun" yükünün yarattığı traji-komik travmalarımızın hikayesini kahkahalar eşliğinde okudum... Ve kendime sordum "Nasıl evde kaldım?"



Daha soruyu sorduğum an kahkahalara boğuldum. Evde kalmak ne yahu? Evlenmemiş tüm kadınlara evde kaldı mı diyoruz? O halde hangi evde kalmış oluyoruz? hani ben annem ve babamla yaşıyorum o halde aile evinde kalmış mı oluyorum? Peki ya aile evinden ayrılan kendi evinde yaşayanlar hangi evde kalmış oluyorlar? Yani evde sinek kadar bir koca olunca o ev yuva ama ailemizle veya tek başımıza yaşadığımız ev pis kaka kalınan ev mi oluyor? E o zaman ben memnunum ya bu evden kalmaya devam edebilirim yani... Ailem yanımda, Oscar  ile yazları serinlediğimiz kışları kartopu oynadığımız bahçemizle mutluyuz biz evimizde. Galiba bu yüzden kaldım ben bu evde... Ya da yaptığım sınır tanımaz saflıklarım da olabilir bunun sebebi.

Hani bazı insanlar vardır, kadın erkek farketmez ama bi cilveleri, bi işveleri, bi şeytan tüyleri vardır. Hah işte ben o insanlardan değilim. Cilve dedin mi benim aklıma sadece Cilvegöz sınır kapısı gelir, işve  desen işlevi yanlış dedin bak diyebilirim, şeytan tüyü dediğin an da elimde cımbız veya ağda yarımına koşarım inan... İşte o yüzden bugüne kadar eğer biri girdiyse hayatıma benim tüm odunluklarıma rağmen her nasılsa birşey bulup ya da bir insan gerçekten duvar olabilir mi diye sırf meraktan hadi o da olmadı sırf mücadeleyi sevdiklerinden beni elde etmeye çalışmış ve başarıya ulaşmışlardır. Yoksa kararlı bir mücadele vermeyenin pek anlayacağı bir yapım yoktur. Öte yandan da ben ne benimle ilgileneni anlarım ne de ilgilendiğim insana bu ilgimi belli edebilirim... Yani eğer böyle bir gen varsa benim karışımıma koymayı unutmuşlar, bir tür defolu üretimim yani...

Üstüste kırdığım potlar, hep beklediğim anları kaçırmalar... Hayatım hep bu küçük, komik maceralarla dolu... Bu maceralardan hala aklıma şaştıklarımın ilk üç sırasına hangisini oturtursun deseniz, hiç kuşkusuz çok hoşlandığım biraz görüşsek etsek tanısak birbirimizi nasıl olurdu diye merak ettiğim doktor bir arkadaşımla hep telefonlaşıyorduk. Yine böyle bir gün beni aradı konuşmaya başladık "Merhaba, nasılsın?", "İyiyim sen nasılsın" kısmında "Napıyım işte hastanedeyim" dediği noktada "Ya noldu neyin var?" şeklindeki şaşkın telaşımla "Ben doktorum ya Elif" şeklindeki benden de şaşkın, bu kız neyin kafasında kaç zamandır konuşuyoruz daha mesleğimi anlamamış  şok dalgasında tüm şansımı boğmuş olmam 1.sıradan listeye girer...


2. sırayı ise o çok sevdiğim Pink Martini grubunun konser çıkışında seyirciler dağılırken yanıma yaklaşan ve gül olduğu bariz olduğu halde "What kind of a flower is this?" şeklindeki bence malca soruyla yanıma yaklaşan ve muhabbet açmaya çalışan yabancı vatandaşa verdiğim mal mısın kardeşim tonlamasıyla verdiğim "Rose" tepkisi alır ki... Bu muhabbeti açmaya çalışan kişinin grubun gitaristi olduğunu anlamam ancak bu güzel tersleme hareketimi ağızları bir karış açık izleyen arkadaşlarımın "Naptın" şeklindeki o gayet mantıklı ve isabetli, durumu özetleyen sorusu ile karşılaşmamla mümkün olabilmişti.


Gelelim bu müthiş safoşluk anlarımın 3 numarasına ki kendisi kronolojik olarak baktığımızda aslında 1 numaradır. O zamanlar TRT'de spor haberlerinde çalışan tıfıl bir muhabir ve uluslararası yayınlar koordinatörü yardımcısıydım. Hayatımın en güzel zamanları diyebilirim. Bir sürü önemli organizasyonda görev yapıyorum yaşım henüz 20... Yayınların kayıtlarını alıyoruz, maçları izliyorum, yarışmaları izliyorum, spor hayatım olmuş, çok keyif alıyorum. Bu sırada Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası yapılıyor ve ben havuzda Hırvat Milos Milosevic'e hayran oldum. O kadar şanslıydım ki o yaz İstanbul'da bizim yayınlayacağımız Avrupa Yüzme Şampiyonasında da yarışacaktı Milos ve ben bütün kışı bunun heyecanıyla geçirdim. Derken zaman geçti ve yarışlar geldi çattı. Benim ofis hemen havuzun kenarındaydı. Yarışlar henüz başlamamış sporcular ısınma turlarını atıyorlar. Bir yüzücü odama geldi bana gülümsedi. Ve ısınma hareketeri yapmaya başladı. Oldum olası kaslarını göstere göstere şov yapan erkeklerden hoşlanmamışımdır. Hsliyle ters ters bakışlarımı fırlatmaya başladım bana sevimli sevimli gülümseyen adama. Ben ne kadar ters baksam da o istifini bozmadı benim de tepem attı.  Yapacak bir şey yok deyip kalktım kapıyı çarpıp çıktım. Koridorda yürürken artık çok geçti. Milos meğer bonesiz de sevimliydi.

Aynı yarışta Rus Aleksandr Popov da kurtulamamıştı benim bu görev kadını triplerimden. Rekora oynadığı yarışlarda onu illa basın bölümüne almamak üzere verdiğim kavgada karşımdkainin dünyanın en iyi yüzücüsü ve o sırada da tüm tribünlerin adını bağırarak tezahürat yaptığı Popov olduğunu anlamadığımı bilmem söylememe gerek var mı? Bu sınır tanımayan saflıklarım için kendimi tebrik ederim. Belki onlar yüzünden sinek kadar kocam olamadı ama çok güldüğüm anılara sahip oldum...



14 yorum:

  1. Tanıdığım en doğal, en tatlı, en içten, en şeker Elifsin. Önemli olan huzurunun olduğu evde kalman, sinek kadar olacak kocanın evinde kalman değil canım benim. Çok öpüyorum seni. Kucak dolusu sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) teşekkürler... ben de aynı fikirdeyim o yüzden bu rahatlıkla yazıp hep beraber gülelim istedim

      Sil
  2. Devamini bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devamı gelecek... yakında... pek yakında...

      Sil
  3. Allah seni napsın. çok komiksin yaa. ilk anekdotu daha önce yazmıştın. okuyum şu kitabı. sana ödül verdim bi deee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahahha devamı olacak Deep... sorun bende değil gende diye bir başlıkla :))

      Sil
    2. devamını da okudum. Güzel olmuş ...

      Sil
  4. bilokuma koydum ki bu yazınııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deepim benim canım benim... uyudum uyandım koskocaman sürprizinle karşılaştım... çok teşekkür ederim... günüm güzel başladı... süper bir günümüz olsun dilerim

      Sil
  5. "Cilvegöz sınır kapısı"
    ahahhaha :))
    sen böyle güzel gülümsemeye devam et. cilve milve hikaye (:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Safransarı hoşgeldin... gülümse demişler di mi gülğmsemene kimin aşık olacağını bilemezsin ;)

      Sil
  6. Bu yazın da bayağı yüzümü güldürdü. Ellerine sağlık ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim deniz gülümsetebildiysem ne mutlu bana

      Sil