24 Temmuz 2014 Perşembe

Tercihleriniz hayatınızı belirler...?

Dün akşam pek çok üniversite adayı, hayatlarının bundan sonraki kısmının ana belirleyicisi olacak üniversite sınavı sonuçlarını öğrendiler. Kimi istediği yeri kazandı, kimi istemediği, kimi ummadığı, ama ne yazık ki kimi de kazanamadı. Evet tercihlerimiz hayatımızı belirler... Ama hayatımız tercihlerimizden ibaret değildir. Bir abla olarak onlara tavsiyem ne kazandıkları yerlere çok sevinsinler ne de kazanamadıkları yerlere çok üzülsünler... Neden mi? İşte benim hikayem...



İlk, orta ve lise eğitimimde deyim yerindeyse inek öğrencilerdendim, ama inekliğim bir ilginçti benim. Deliler gibi ders çalışmadan, sadece tüm derslere girerek, öğretmenleri çok iyi dinleyerek geçerdim sınıfı, geçmekle de kamaz en kötü ihtimal teşekkür belgesi alırdım. Hani oldu da edebiyattan 90 veya aşağı bir not aldım aman Allahım yastan yasa girer, yıkılırdım. Bir matematikten aldığım her not beni memnun ederdi. Nedense hiç sevemedim matematik ve geometriyi. Bana dünyanın en gereksiz iki dersi gelirdi. 

Lise yılları... 19 Mayıs Kutlamaları...
Öyle ki lise sonda dershaneye giderken matematik öğretmenini delirtmiştim saçma sorularımla: "Hocam logaritma ne işe yarar?", "Alan hesabı yapmaya yarar Elifciğim", "O zaman neden metrakare ile hesaplamıyoruz da bununla uğraşıyoruz hocam?", "Hocam bu tanjant, cotanjant, sinüs, cosinüs nedir? Ne iş yaparlar? Üçgenin iç açılarının karşı kenarla çarpılması bana ne fayda sağlar?" isyaaannn diyen öğretmen nihayet bana "Üniversiteye girmeye yarar Elif, artık sus yoksa sana bir fiskos masası ve sandalyesi alıcam sınıfın şu köşesine oturtucam, yeter ya anlamıyorsun madem bırak arkadaşların öğrensin" diye kusmuştu biriktirdiği cevapları bir anda. Zavallı adamcağızı ÖSS'de 30 net çıkartarak şok etmiştim o da ayrı... Tüm sınıfa tek tek kaç net yaptıklarını soruyordu, sıra bana gelince diğerleri 10-15-20 yaptıklarını söylediklerine göre bu salak olsa olsa 2 veya bilemedin 3 yapmıştır diye düşünmüş olacak ki 30'u duyunca ağzı ve gözleri aynı anda fırın kapağı kadar açılmıştı. O sırada onu şoktan kurtarmak isteyen en iyi arkadaşım Beste dönüp "Hocam merak etmeyin o sizin öğrettiğiniz yöntemlerle çözmüyor soruları, kendince geliştirdiği çözüm yolları var" deyip adamcağızı rahatlatmaya çalışmıştı...

İşte böyle saçma sapan bir başarı hikayesinin ardından üniversite sınavı gelip çattığında hiç unutmam yolda yan arabalardaki üniversite adaylarının heyecanlarıyla dalga geçerek başladığım sınav yolculuğu maceram sınava gireceğim okulun kapısında sınava az bir süre kalana kadar şans getirsin diye uğur böceği aramakla geçmişti. Güvenlik görevlilerinin ikazlarıyla nihayet sınıfa girdiğimde de dakikalarca duvarlarda asılı mevsimler, temizlik kolu, sağlık kolu, zırt kolu pırt kolu tabelalarını okumuş, gözetmenin uyarısıyla soruları çözmeye başlamıştım.

Tarihi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Binası
(AÜHF)
Bizim zamanımızda sınav kağıdı ile birlikte teslim ederdik tercih listemizi. Ben de tabii ki öyle yapmış, bir fotokopisini de çekip evde bırakmıştım. Eve geldim tercih listeme bakarken bir de ne göreyim. Dershanede yaptığımız listeye öğretmenin not aldığı "eve gidince bu ikisi yer değiştirecek" notunu hiçe saymış ve çok istediğim gazetecilik yerine ekstern hukuk yazmışım. İşte o an anlamıştım, bu hata boşuna yapılamazdı, tercihlerimi yapmıştım ama kader denen ağ da devreye girmişti. Soruların cevaplarının verildiği programı izleyen anne ve babama dönü dedim ki "Boşa vakit kaybetmeyin, ne puan alıcam bilmem ama ben Ankara Hukuk Fakültesine gireceğim"... Nitekim yanılmadım ağustosta sonuçlar açıklandığında annem parti verirken ben üzüntü gözyaşlarıyla kutluyordum bu başarıyı...

Yarısına kadar kahverengi boyaları ile AÜHF
Sonra zaman geçti üniversitede ilk gün geldi çattı. Aman yarabbi ne kasvetli binadır o... Taş taş... Yarısına kadar kahverengi duvarlarıyla insanı boğar da boğar. Tutturdum mu baba okulu boyat yoksa ben bırakıcam bu okulu diye. Sonra onlar yalvardı, bana da bir kez daha sınava girmek yemedi ve okudum okulu. Daha ilk yılda 8 dersin 7'sinden çakarak bütünlemeye kaldım. Öğrencilik hayatımın o toz pembe başarılarla dolu, yıldızlı pekiyi günleri sona erdi... Düşüşe geçti... 

Çünkü derslere ne hacet, aklım fikrim radyo, tv, sinema, gazetecilikte... Evde herkesi oturtuyor haberleri kapatıyor teletekst yayınlarından okuyarak ben sunuyorum haberleri. Derken babam isyan etti, o zamanın TRT Genel Müdür Yardımcısı babamın arkadaşı, gitmiş onunla konuşmuş "Abi" demiş "Vallahi haber izleyemez, maç dinleyemez olduk. Kurtar beni"... Böylece ben üniversite 3. sınıftayken hayallerimin işine kavuştum. Orada 3 yıl çalıştım, "okulu oku daha karışmayacağız" diyen annem babam, okul bitince olayı bir üst seviyeye çıkartarak "stajını yap daha karışmayacağız" dedi. Böylece stajda çalışma yasağı nedeniyle TRT maceram sona erdi. 

TRT Spor Servisi
Hayatımın en güzel dönemi
Okurken çalışmak, insanı okul hayatından uzaklaştırıyor, staj bu aleme geri dönmemi sağladı böylece tüm arkadaşlarım giriyo diye LES denen lisansüstü eğitim sınavına girdim. Giriş o giriş eski başarılı, pırıltılı öğrenim hayatıma altın dönüş... daha bir kaç hafta önce adını bilmediğim LES'ten beklenmedik bir performansla geçiyorum. Haydi bari geçtim bir yerlere başvurayım derken aklımahayallerim, aşkım ve iletişim geliyor. Böylece yüksek lisans yapmak üzere Ankara Hukuk Fakültesinin tam karşısında duran ve yıllarca uzaktan vitrindeki pastaya bakar gibi baktığım İletişim Fakültesine başvurumu yaptım.  Ve sanırım gazetecilik bölümünün duayen hocası Türker Alkan'ın "Neden gazetecilik bölümü, hukuk değil?" sorusuna verdiğim "Hocam siz 4 yıl o binadan bu binaya bakarak hep bu binada olmayı dilemek ne demektir bilir misiniz?" diye verdiğim cevapla da hayallerime kavuşmuş oldum.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi
AÜ İLEF
Gazetecilikte yüksel lisansı başka bir bölümden geldiğim için iki üç katı çalışarak geçirdim. Hayatımın belki de en ders çalıştığım dönemiydi diyebilirim. 

Sonra yıllar geçti bundan 2 yıl önce kuzenimi üniversite okuması konusunda teşvik ettim ve sınav sonucunda Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesini kazanınca ona destek amacıyla ben de 2.üniversite imkanından yararlanıp Uluslararası İlişkiler bölümüne kaydoldum. Şimdi 3.sınıfa geçtim. İlginçtir ki yeniden belgelere dönüş yaptım, her dönem sonunda onur öğrencisi belgesi alıyorum... Ama bunda ders çalışmamdan daha çok edindiğim tecrübeler ve eski birikimler etkili oluyor diye de itiraf edeyim.


Kariyerimin en heyecanlı ve mutluluk verici anlarından biri.
 AB Ekonomik e Sosyal Komitesi (EESC)'de
Türkiye'de Girişimcilik ve Kadın - Genç Girişimciliği'ne
Dair Destekler & Çalışmalar
hakkındaki kısa konuşmamdan
güzel yakalanmış 1kare...
 

İşte böyle uzun süren bir eğitim macerasında sonuçta geldiğim nokta şudur ki; vakti zamanında tercih listemin en tepesine uluslararası ilişkiler, sonra hukuk ve sonra iletişim ile ilgili bölümleri yazıştım. O zaman tercihlerimde yaptığım küçük bir hatayla girdiğim kader yolunda şimdi o listede yazılı bölümlerin hukuk ve iletişimden sonra uluslararası ilişkilerin de diplomasına sahip olmak üzereyim. Peki ne iş mi yapıyorum? Ağırlıklı olarak AB ve Dışilişkiler ile uğraşsam da halen avukatlık da yapıyorum. Yaaa nereden nereye? İşte o yüzden ne sevin ne üzülün kazandığınız ya da kaybettiğiniz bölümlere... Önemli olan ne okuduğunuzdan çok neyi dilediğiniz... Ve dileklerinizi nasıl gerçekleştirdiğiniz... Ve tabii hayatınızın geldiği noktada mutlu olup olmadığınız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder