9 Kasım 2015 Pazartesi

Haftasonu kaçamağı...

Ankara'da yaşamak zordur... Hafta içi trafiği delirtir insanı, hele bir de jammerlarla o trafikteki tek eğlenceniz olan radyonun frekansını bozan makam araçlarıyla yaşamak sinir bozucudur... Hele haftasonları... Ya AVM'lere gidersiniz ya da restoranlara... Ya da ev gezmelerine... Deniz yoktur ki sahilde yürüyüş yapayım diyesin... Bi Mogan vardır bi Eymir bir de İ.Melih Gökçek'in suni gölleri ya da barajlar... Oralar da su hasretiyle yanıp tutuşan Ankaralılarla dolar taşar. İşte o yüzden bazen Ankaralılar yakın yerlere kaçar...





İşte Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (AÜHF) sıralarından 20 yıllık dostlarım ve onların birbirinden tatlı eş ve çocuklarıyla biz de bir haftasonu kaçamağını Eskişehir rotasına doğru yaptık... Öncelikle şunu söylemem gerek ki, nereye gittiğinizin hiç önemi yok yanınızda dostlarınız varsa her yer cennet gelir insana... Ama Eskişehir çocuklarla gitmek için iyi bir rota gerçekten... Hızlı trenle yaklaşık 1,5 saatte varıyorsunuz Eskişehir garına... Gardan şehir merkezi de çok yakın aslında. Ama biz kalabalık olduğumuz için bir de araç ayarlamıştık. İnanılmaz konforluydu aracımız, şoförümüz de süper adamdı... 

Önce otelimize yerleştik. Turunç Otel gerçekten de çok nezih, bana Brüksel'deki Sofitel'leri hatırlattı. Tertemiz, şık ve güzeldi odalar. Sonra da ilk durağımız Sazova oldu... Çocuklar için tam bir eğlence ve bilimin buluşma noktası olan bu parkta biz büyükler de çocuklar gibi şendik. Zaten aramızda Serhat gibi bir neşe kaynağı olur da eğlenmez miyiz? Evet bizim Serhat dünyanın etrafına en neşe saçan adamlarından biridir. Eşi Aysun ve iki oğulları Demir ve Tuna'nın evde sıkılma ihtimalleri yoktur :)) Okul sıralarında beni en güldüren ikiliydi Serhat ve Çağlar. Şimdilerde Çağlar daha sakindir, ama ondan akıl almadan hareket etmemek de artık benim stilimdir. Onun da eşi Seçil ve grubumuzun tek minik kızı Cemre'yle beraber olmak ayrıca bir keyiftir. Okulda öyle çok Özge vardı ki bizim Özge'den bahsederken erkek Özge dememiz herkesi şaşırtırdı. Evet evet bizim Özge'miz erkektir, bir İngiliz asilzadesini andırır, kendine has tarzı stili vardır... Neden avukat oldu hiç bilmem bence Lordluk filan yakışabilirdi. Eşi Emel ve sınır tanımaz yaramazlıkları ile Bora... Allahım bu çocuk tam bir fırtına, annesi ve babasını epeyce zorluyor ama, çocuk işte... Her zaman uslu olunmaz ki :)) 

Gelelim benim sevgili dostum Esra'ya... Okulu sayesinde bitirdim diyebilirim. Hani şimdi bunu yazdığım okunur da diplamamı geri alırlarsa diye nasıl korkuyorum anlatamam ama onun bana İcra İflas ve Medeni Usul derslerinde verdiği kopyalar sayesinde mezun oldum :)) Aradan yıllar geçse de hiç ayrılmadık... Stajımızı yaparken Ankara Adliyesi koridorlarında kaybolduğum an onu aradım. Hızır gibi yetişir neredeyse ağlamak üzere olan beni kurtarırdı... Kardeşim evlenirken de yanımızdaydı Esra, o olmasaydı gelinliğini zor giyecekti Efser... İyi günde kötü günde hep yanımdadır. Dosttur o dost... Ve tabii bu 4 erkek arasında hemcinsim olarak da daha bi yakındır bana ikimiz de koyu Fenerliyiz ne de olsa :)) Esra'nın eşi ise bizden daha bile Türk olan ama Alman dürüstlüğü, disiplinini de koruyan Uwedir ve onların da oğlunun adı Demir'dir. Kırık Türkçesi ile Demir de babası gibi bizim için çok tatlı ve sevimlidir.



Ve son olarak grubun benim gibi bekarı olan Balkan'a geldi sıra... Aramızda sağlıklı yaşamın piri, her ne kadar olsa da saçı sakalı gri, yaşam enerjisi, sınırsız eğlencesi ile grubun en genci... Onun için en büyük dileğim bir gün böyle mucize bir aşka tutulması ve bir anda durulmasıdır mesela... Çok güleceğim o zaman ona :))

Ne diyim arkadaşlarımı oldu bitti çok severdim, öyle güzel eşler seçmişler ki inanılmaz güzel bir grup olduk... Allah bozmasın maşallah demeli...



İşte bu muhteşem grup Sazova'da gezmedik köşe bırakmadık.  Trenle bir tur attık...Tabii yapımı devam eden hayvanat bahçesi dışında... İlk durağımız olan Masal Köşkü inanılmaz güzeldi. Adeta Disneyland'de gibiydik. Meğer kuleleri Türkiyenin ünlü kuleleri olan Galata, Kız Kulesi gibi kulelerin birer modeliymiş aslında. Daha sonra Korsan gemisine bindik. İtiraf etmeliyim çocuklar ne kadar eğlendiyse biz de en az o kadar eğlendik. Daha sonra da Parkın bilim kısmına geçtik. Uzay evini, Bilim Deney Merkezini gezdik ve bir de su altı dünyası vardı orada da birbirinden güzel balıkları, deniz canlılarını izledik. 


Eskişehire gelip de görmeden geçilmeyecek diğer duraklara da hemen ilk günden uğradık. Pazar gününe sadece Kent Park'ı ve Adaları bıraktık.

İlk durağımız Odunpazarı idi. Buradaki çarşıları, müzeleri gezdik. Daha doğrusu arkadaşlar gezdi ben daha önce müzeleri gezdiğimden onları bekledim. Müzelerle ilgili yazımı sizinle daha önce paylaşmıştım. Okumak isteyenler buraya :))







Önceden görmediğim Balmumu Müzesini de büyük bir merakla gezdim. Kimisi çok başarılı kimisi ise eh işte dedirten heykeller. Yine de bizim Madame Tussaud'umuz sayılabilir tabii...







Daha sonra yıllardır merak ettiğim ve görmek bir türlü nasip olmayan Devrim arabasını görmeye gittik. TÜLOMSAŞ'ın yemyeşil bahçesinde cam bir bölümde korunuyordu Türkiye'nin ilk yerli arabası. Şimdilerdeki ilk yerli arabayı yapacağız safsatalarına inat orada duruyor tarih gibi...





Günümüzü otelimizde bitirdik. Otelin altındaki İtalyan restoranında yemeğin ardından geleneksel AÜHF oyun ekibi kuruldu masaya. Okuldayken de bir türlü kafamın almadığı oyunu yine tıpkı eski günlerdeki gibi yancı olarak izledim... Galiba bizi genç tutan hep böyle beraber olmamız ve yıllar içinde hiç değişmeyen dostluğumuz, arkadaşlığımız...






Sabah kahvaltısı öncesi biz Balki ile yürüyüşe çıktık ama ne yürüyüş... Hızımızı alamadık Eskişehir ormanına bile girdik. Ne maceraydı. Dağları tepeleri aştık demek yanlış değil. Yola düşen ağaç yüzünden otların çalıların arasına girmek mi dersiniz, yağmur yüzünden biriken çamurların içinden geçmek mi dersiniz, en son ormanı çeviren tellerin altından mı geçmek dersiniz, hepsini yaptık bu zorlu parkurda... 




Kahvaltının ardından önce Kentparka gittik. Hani dört tarafı kara parçası ile çevrili şehre deniz getireceğiz diyenlerle dalga geçilir ya, yanlış geçiliyormuş... Gözlerimizle gördük Eskişehir'e deniz getirilmiş... Ve gölün etrafındaki kafelerle haftasonu gezilecek bir yer daha kazandırılmış Eskişehire. Üstelik o kadar geniş ki parklar, bunaltmıyor sizi kalabalıklar. Çocuklar oyun oynarken biz de çay kahve içtik. Sohbet ettik, dertleştik... Böylece seyahatimizin de sonuna geldik... Eee ne derler insanı rakı sofrasında veya seyahatte tanırmışsın ben buna bir şey daha eklemek istiyorum. İnsanları 20 yıldır tanıyorsan ve dostlukların hala ilk günkü gibi taze ve güzelse, duyguların temiz ve diriyse, onlarla ettiğin seyahat keyifli olur tıpkı rakı masasında ettiğin sohbetler gibi:))


4 yorum:

  1. Ne güzel bir gün geçirmişsiniz.Eskişehir görmek istediğim illerden biri, umarım bir gün kısmet olur...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler...
      Naçizane fikrim bence hayatı ertelemeyin... Yapmak istediğiniz seyahatleri yapın, görmek istediğiniz yerleri görün, gezmek istediğiniz yerleri gezin...
      Hayata bir kez geliyoruz ve onu yaşamak için ne kadar vaktimiz var bilmiyoruz...
      Dilerim bir gün başta Eskişehir olmak üzere görmek istediğiniz her yeri görür doya doya hayatı yaşarsınız...
      Sevgilerimle

      Sil
  2. kentpark adaların ortasında mı oluyo merak ettim aklımda olsun :)

    YanıtlaSil