20 Ocak 2013 Pazar

Minik Kalp: Keşke beni sevsen...

Minik kalp uçmaktan yorulmuş, güzel kanatlarını dolabına kaldırmıştı. Evine kapanmış, aslında muhteşem bir elmasa benzeyen vücudundaki cam kırıklarının iyileşmesini bekliyordu. Yaraların iyileşmesini beklemek çok zordu, anılar canını acıtıyor ve kabuklarının altında bir türlü iyileşmeyen yaralarıyla kanatıyordu minik kalbi.


Minik kalp içi sevgiyle dolu bekliyordu yeniden uçacağı günleri. O kadar çok istiyordu ki yeniden gökyüzüne havalanmayı ve dilediğince uçtuktan sonra dinlenebileceği bir yere konmayı. Oysa biliyordu bugüne kadar güvenip de konduğu her yerde yeni bir yara açılmıştı o güzel bedeninde ve her seferinde yeniden yuvasına dönüp sarmaya çalışıyordu o yaraları. Her yolculuğu onu yorarken, her yara da farklı izler bırakıyordu. Ama her seferinde bıkmadan, usanmadan yeniden uçmak istiyordu minik kalp, uçmak ve güveneceği bir yere konmak, orada kalmak. 
Arkadaşları görüyordu minik kalbin gözyaşlarını, kıyamıyorlardı ona. Ama o her seferinde diyordu ki onlara "Gözyaşları beni güçlendiriyor. Üstelik her yaram ve canımın her yandığı an bana yeni bir şey öğretiyor. Merak etmeyin bir kez daha yaşamayacağım aynı şeyleri" Doğruyu da söylüyordu minik kalp, bir yaptığı hatayı asla bir kez daha tekrar etmiyordu. İlk başlarda çok canı yanarken artık canının yanacağı anda uçarak uzaklaşıyordu güvenip de konduğu yerden. Yine de yara almasına engel olamıyordu. O yüzden her seferinde yeniden içine kapanıyor, bekliyordu. Etrafına bir koza örüp usulca yeniden uçacağı günü bekliyordu. Kimi zaman o kozanın taaa yanına biri yanaşıyor, onu görmeye çalışıyordu. İşte o zamanlarda henüz uçmaya hazır olmayan minik kalp korkuyla kendini iyice gizliyor, hiç sesini çıkartmadan bekliyordu. 

Yine öyle bir zaman minik kalp hemen yanı başında bir çift göz gördü. Yanlışlıkla bakıyor bana bu gözler diye düşündü. Öyle ya aslında bu gözleri daha önce  de görmüştü. O zaman o gözlere bakmış, yanı başına konup orada kalmak istemişti. Ama sonra, nedenini hatırlayamıyordu, uçmak zorunda kalmıştı. 
Onun kanatları rüzgar yaratıp da uçurmazdı hiçbirşeyi. O yüzden kendisine konacak yerler oluşturmazdı minik kalp. Sadece onu bekleyen yerlere gider konar ve konduğu yerlere kelebeklerin güzelliğini, elmasların ışıltısını, çocukların mutluluğunu getirmek isterdi. İşte bu yüzden galiba, ilk gördüğü zaman o bir çift gözü konacak yer bulamamıştı etrafta ya da belki o öyle sanmıştı, o yüzden uçup uzaklaşmıştı. Oysa şimdi yeniden gördüğünde o bir çift gözü, yırtmak istemişti işte kozasını, daha henüz kanatları hazır değildi uçmaya, çünkü bedeninde minik de olsa yaralar hala duruyordu. Kabuklaşmıştı belki ama hala oradaydı o minik yaralar. O yüzden korkuyordu yine minik kalp, ya tam ben kanatlarımı takıp uçmaya başladığımda yeniden yaralanırsam, bu sefer ya kanatlarım da kırılırsa... 

Ama kozasının dışından kendisine bakan o bir çift gözü gördükçe, onun güven veren sesini duydukça ve varlığını yanında hissedince canı çok sıkkın olduğu anlarda, hatta çok üzgün olduğunda, "Keşke" diyordu minik kalp "keşke beni sevsen ve beni kozamdan soyup çıkarsan, yeniden kanatlarımı taksan ve sen nereye gidersen ben de seninle oraya uçsam, yanına konup sonsuza kadar orada kalsam"...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder